Demokrasiler nasıl çökertiliyor (1)

Önce şunu görmeliyiz. Bu bir model. Sistematik olarak kurgulanmış. Demokrasiden uzaklaşan hemen her ülkede kurgu aynı. Seçim yoluyla iktidara gelen liderler ve siyasi partileri demokrasileri baltalıyor ve bunu yaparken bile önemli halk desteğine sahip oluyorlar. Üstelik onlar devlet kaynaklarını kötüye kullanırken, rakipleri üzerinde büyük baskı kurarken ve türlü manipülasyonla ülkelerini yönetirken bile oluyor bu. Peki ama nasıl Farkına varmıyorlar mı Yoksa demokrasi pek de umurlarında değil mi Bu sorular çoğumuzun aklında. Eviriyor çeviriyoruz. Ya yanıt

Demokrasinin en temel unsurlarından biri ile yani seçimle, halkların oy vermesi ile başa gelen liderlerin demokrat olmayan eylemlerde bulunan seçilmiş liderleri halk ne zaman dizginleyebilir Bunu anlamak, günümüz demokrasilerinin hayatta kalma dinamiklerini çözmek açısından kritik. Freedom House verilerine dayanarak yapılan analizde, 1973-2018 yılları arasında 197 ülke "özgür" veya "kısmen özgür" kategorisinden düşmüş ve bu çöküşlerin çoğu (yüzde 45) lider kaynaklı bir altüst etme (executive takeover) yoluyla gerçekleşmiş. Yani otoriterleşmelerin yeni formu "demokrasi içinde demokrasi yıkımı" seçilmişlerin sistemle oynayarak demokrasiyi aşındırması.

Liderlerin nasıl yaptığını biliyoruz az buçuk ama ya toplumlar Seçilmişlerin istediği gibi at koşturduğu düzene "dur" neden denilemiyor Denilse de iktidar neden ellerinden alınamıyor Yaşadığımız, havasını soluduğumuz Türkiye bunun en çarpıcı örneklerinden. Geçen hafta "CHP'nin yükü hepimizin yükü" başlıklı yazımda küçük sorularla konuyu ele almıştım. Ama yetmedi. Uzun zamandır kafamı kurcalayan bu konuyu derinlemesine araştırdım. Yazılmış birçok bilimsel makaleyi inceledim. Ardından bunlara Herkese Bilim Teknoloji dergisinin bu hafta çıkacak sayısında geniş ver verdim. Dilerseniz okuyabilirsiniz. Burada da kısaca bahsedeyim.

Yale Üniversitesi'nde siyaset bilimci Milan W. Svolik bu konunun peşine düşenlerden. "Bunun yanıtı siyasi kutuplaşmada gizli" diyor.

ÖNCE TOPLUMU KUTUPLAŞTIR

Svolik, kutuplaşmanın halkın demokratik denetim işlevini zayıflattığını vurguluyor. Kutuplaşmış toplumlarda seçmenler, demokratik prensiplere öncelik vermek yerine kendi partilerinin çıkarını savunmayı tercih ediyor. Bu durum, liderlerin sistemle oynayarak kontrolü güçlendirmesi için bir zemin yaratıyor. Hatta bazı kişisel anketlerde "demokrasiye olan destek", halk gerçekten demokratik değerlere bağlı olsa bile, lider sahtekârlık yapsa bile oy vermeye devam ediyor düzeyinde görünüyor. Seçmenler, tercih ettikleri parti veya politikalardan vazgeçmesi gerektiğinde, demokratik ilkeleri göz ardı eden politikacıları cezalandırmaktan çekiniyorlar.

Tam da geldiğimiz nokta değil mi Başta da dediğim gibi bu bir model. Kurgu bunun üzerinden yapılıyor. Kurgulandığı hemen hemen her ülkede de bir şekilde işliyor.

Seçilmiş liderler, seçimle geldikleri iktidarı kullanarak kurumları zayıflatıyor. Medya, yargı ve seçim kurulları üzerindeki kontrolü artırıyorlar. Bu değişiklikler genellikle yasal çerçevede yapıldığı için halkın bir kısmı tarafından meşru görülüyor.

Svolik'e göre bu süreç, demokrasiyi en görünmez ve tehlikeli şekilde eriten yöntem.

Oxford Üniversitesi'nden Scott Williamson'a göre, dünyanın dört bir yanındaki insanlar demokrasiye bağlı olduklarını söylüyor; rekabetçi seçimler ve temel özgürlükleri de demokrasinin temel taşları olarak görüyor. Ancak aynı kişiler, demokratik kurumlara zarar veren liderleri de destekleyebiliyor.