Davos, uzun yıllar boyunca küresel kapitalizmin vitriniydi. Dünya Ekonomik Forumu'nun Alp Dağları'ndaki bu küçük kasabada düzenlenen toplantılar, "patronlar kulübü" olarak anılırdı. Küresel ekonominin kuralları burada konuşulur, hegemon güçlerin stratejileri burada şekillenirdi.
Son yıllarda neoliberal politikaların yarattığı derin eşitsizlikler, iklim krizi ve sosyal kırılmalar Davos'un gündemine girmeye başlamıştı. Ama sistemin kendi içinde köklü bir kırılma yaşayacağı gerçekten bekleniyor muydu Sanmıyorum.
Ama bu yıl Davos başka bir Davos oldu.
Kanada Başbakanı Mark Carney'in Davos'ta dile getirdiği gibi, artık küresel düzende bir "kopuş" yaşanıyor. Ve bu kopuşun merkezinde Donald Trump var. Trump, yalnızca politikalarıyla değil, diliyle de II. Dünya Savaşı sonrası kurulan liberal düzeni hedef alıyor. ok taraflı kurumlar, müttefiklik ilişkileri, uluslararası hukuk ve serbest ticaret; Trump'ın dünyasında birer yük.
Venezuela'da yapılanlar, Grönland tehditleri, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'a yönelik küçümseyici tavır... Bunların hiçbiri tesadüf değil. Hepsi aynı mesajın parçaları:
Kurallara dayalı düzen sona eriyor, güç siyaseti geri dönüyor.
Küçük ama çarpıcı bir örnek: Birleşik Krallık'ın Mayıs 2025'te Chagos Adaları üzerindeki egemenliğini Mauritius'a devretme kararı, hukuka dayalı düzenin geç kalmış ama anlamlı bir örneğiydi. Ancak tam da bu nedenle Trump'ın hedefi oldu. Trump anlaşmayı "büyük bir aptallık" olarak nitelendirdi. Londra'nın seçilmesi tesadüf değildi. ok taraflılık ve uluslararası hukuk, Trump'ın dünyasında erdem değil, zaaf. Verilen mesaj açıktı:
Kurallara uyanlar kaybeder, gücü olan alır. Trump Britanya'yı hedef alarak aslında Avrupa'ya ve müttefiklerine sesleniyordu: "ABD olmadan stratejik bir ağırlığınız yok."
Davos'ta verilen mesaj açıktı: Kurallara dayalı düzen bitiyor, güç siyaseti geri dönüyor. Trump, desteğin, hatta egemen toprakların bile pazarlık konusu olduğu bir dünya inşa etmeye çalışıyor. Ve tam bu atmosferde, başka bir gelişme gündeme geldi.
GAZZE BARIŞ KURULU: YENİ DÜZENİN PROVASIABD'nin yaklaşık 60 ülkeye gönderdiği Gazze Barış Kurulu'na davet, klasik bir diplomatik girişim değildi. Bu, yeni bir dünya düzeninin pilot uygulamasıydı. Davet Davos'ta ilan edilmedi, öncesinde yapıldı. Davos'ta ise imzalar atıldı. Ortaya çıkan tablo dikkat çekiciydi:
Batı Avrupa ülkeleri temkinliydi. Batı için mesele Gazze değildi, sistemdi. Fransa ve Almanya'nın sorduğu soru basitti: "Bu yapı Birleşmiş Milletler'in yerini mi alacak"
ünkü BM zayıflarsa Batı'nın kurduğu düzen zayıflar. Kurallar çökerse Batı'nın meşruiyet zemini çöker. Bu yüzden Avrupa bekledi. Trump'ın niyetini test etti. Ve ilk kez açık bir mesafe koydu. Bu, ABD ile Avrupa arasındaki en derin kırılmalardan biriydi. Atlantik ittifakı artık sadece askeri değil, zihinsel olarak da çatlıyordu.
İsrail'in tavrı ise farklıydı. İsrail acele etmedi. ünkü pazarlık gücü var. Mesajı açıktı: "Ben olmadan bu plan işlemez." O yüzden beklemek, İsrail için zayıflık değil, strateji...

12