Bize neler oluyor

Üsküdar seçimleri üzerine çok şey yazıldı, tekrar etmeye gerek yok. Ama ortada çok basit bir gerçek var: Üsküdar seçmeninin sandıkta ortaya koyduğu açık siyasi tercih iki yıl sonra seçmene yeniden sorulmadan tersine çevrildi. Ürkütücü olan yalnızca bu da değil. Artık yapılanları demokrasiye uygun göstermek, kılıfına uydurmak için eskisi kadar zahmete bile gerek duyulmuyor. Ve belli ki bu tutum sürecek.

Bu yüzden üzerinde yeterince durmadığımız asıl meseleye biraz eğilmek istiyorum: Bütün bunlar toplumu neye dönüştürüyor ünkü kurumların aşınmasının sonuçları yalnız kurumlarda kalmıyor. İnsan davranışına sızıyor. İnsanların doğru-yanlış, kabul edilebilir-kabul edilemez sınırlarını değiştiriyor. Bir süre sonra dün düşünülemeyecek olan bugün olağanlaşıyor.

Hukuk aşındığında yalnız hukuk sistemi değişmiyor. Kuralların herkes için geçerli olmadığı düşüncesi yerleştiğinde insanların kurallarla ilişkisi de değişiyor. Liyakatin değil sadakatin işe yaradığını gördüklerinde davranışları değişiyor. Güç karşısında direnmenin bedeli sürekli ağırlaşırken sessiz kalmak ya da bir şekilde uyum sağlamanın ödüllendirildiği... Ve sonunda siyasal sistemdeki bozulma toplumun davranış kodlarına sızmaya başlıyor.

Tam da bu yüzden artık üzerinde konuşmamız gereken şey yalnızca demokratik gerileme değil: Toplumsal çözülme.

TOPLUMSAL ÖZÜLME

Artık sıklıkla karşılaştığımız ve hepimizi rahatsız eden bir örnek... Son dönemde CHP'li belediye başkanlarının, belediye meclis üyelerinin AKP'ye geçişleri...

Omurgasızlık mı Baskı mı Korku mu ıkar mı Siyasi tercih mi

Her birinin hikâyesi farklı olabilir. Kanıtlanmamış iddiaları gerçekmiş gibi yazamayız. Ama tek tek kişilerin niyetlerinden daha önemli bir mesele var:

Nasıl bir düzen, insanları güç karşısında konum değiştirmeye teşvik eder Ve belki daha da önemlisi bu insanlar kendisini seçen insanların yüzüne nasıl bakar

Dik durmanın bedelinin ağırlaştığı, buna karşılık saf değiştirmenin ödülünün arttığı; hukukun güvence olmaktan çıkıp tehdit olarak algılanmaya başladığı dönem...

Diyeceğim şu; var olan siyasal düzen yalnız kurumları değiştirmekle kalmıyor. Sistem kendi insan tipini de üretmeye başlıyor.

İşte bunun için Türkiye'de yaşananı yalnızca bir demokrasi ve hukuk krizi olarak okumak bana artık eksik geliyor. Karşımızda toplumsal dokuyu da değiştiren daha derin bir çözülme var.

Sosyolojinin eski kavramlarından biri "anomi". Emile Durkheim'ın ortaya koyduğu kavram, en basit haliyle bir toplumu bir arada tutan ortak normların ve kuralların gücünü kaybetmesini anlatır. Eski kurallar işlemez, yenileri ise ortak kabul görmez. Neyin doğru, neyin yanlış; neyin kabul edilebilir, neyin edilemez olduğu giderek bulanıklaşır.

Türkiye'de bugün yaşadığımız değişimi biraz da buradan okumamız gerekmiyor mu

özülmeler küçük başlar, hızla artar. Bir haksızlığa ses çıkarmazsınız. Sonrakine alışırsınız.

Bir başkasının uğradığı mağduriyet ya da haksızlık sizi ilgilendirmez hale gelir. İnsanlar kendi güvenli alanlarını korumaya çekilir. Ve her defasında normalin sınırı biraz daha yer değiştirir.

Anormal, normalleşir.

SONRA BİR SABAH BAKARSINIZ ATLAR DA GİTMİŞ...

Tam bunları düşünürken yaşadığım Adalar'da başka bir şey oluyor.