Olmak zorunda olmak

Yani bir şey olmak zorunda olmak. Kimden öğrendim bu diyalektik buyruğu Marx'tan mı, Sartre'dan mı Bilemiyorum. Birinden öğrenmediysem ben mi uydurdum Ben uydurduysam neden uydurdum, hangi gerekçe ve nedenle Ama aferin bana!

Aslında işin doğrusu şu: Buyruğun başındaki "olmak"ı atmak ve "zorunda olmak"la yetinip onunla başlamak! Evet "zorunda olmak!" İnsan olmak zorunda olmak. Bizim ilkemiz "iyi insan olmak" ise iyi insan olmak zorunda olduğumuz içindir.

İnsan, varoluş gereği ve ahlak (etik) töresi gereği bir şey olmak, bir "öz" yaratmak zorundadır. O şey, her şeydir! Bu olmak zorunda olunan ya da olduğumuz "şey"in tek özellik ve niteliği "olumlu olmak" zorunda olmaktır!

Zorunlu olarak olmak zorunda olduğu tek şey kendi ya da kendisi olmaktır. Kendin olmadan hiçbir şey olamazsın: Yani yaptığın "şey"in kalıbına giremezsin. O kalıp kimliktir, niteliktir, özelliktir ve meslektir!

Cinsel birleşmede erkeğin sperm denen tohumu dişinin cinsel organının içinde ağzı açık bekleyen yumurtayı bulur ve onu döller ancak bu dölleme zorunlu değildir. Dölleme her şeyin tıkır tıkır yürümesine bağlıdır. Dölleme benzer bir varlığın (eşek, at, insan, memeli varlıklar türünün tamamı) oluşmasına ve var olmasına (varlık kazanmasına) yol açar.

İnsanlarda gelenek-görenek, alışkanlıklar, yasalar, görgü kuralları süreci belirler: Doktor ve veteriner başaramayabilir ama canlı varlığı yaşatmak zorundadır. İtfaiye söndüremeyebilir ama yangını söndürmek zorundadır. Ordular vatanı savunmak zorundadır; kaleci gol yememek zorundadır; çanlar çalmak zorundadır; üremek için erkek organ ile dişi organların görevlerini yapmaları zorunludur.

Bir komünist olarak beni işçi sınıfının bilinci ilgilendirir. İşçi sınıfı bilincine sahip olmayan herhangi bir çalışan işçi değildir. Yük taşıyan eşekten, katırdan farksızdır. Daha önce de yazdım: Üstadım Jean-Paul Sartre "Bir işçi kendini bir burjuva gibi hissedemez" der.

Vikipedi'den aynen aktarıyorum:

Bu tespit, Jean-Paul Sartre'ın Marksizm ve varoluşçuluk arasında kurduğu bağın en temel tezlerinden birini yansıtır. Sartre, insanın içinde bulunduğu maddi ve toplumsal "durumun", onun bilincini ve seçimlerini doğrudan şekillendirdiğini savunur.

Sartre'ın bu konudaki felsefi duruşunun açılımı şöyledir:

Toplumsal gerçeklik: Bir işçi, üretim araçlarına sahip olmadığı için emeğini satmak zorundadır. Bu maddi ve sınıfsal gerçeklik, onun günlük yaşamını, kaygılarını ve dünyaya bakışını belirler.