Kakomira

Şimdi derler mi bilemem ama 1950'lerin Mersinlileri sevmedikleri, zıt gittikleri insanlara "kokomira" derlerdi. "Tuzlayım da kokma kokomira..." Girit ya da Rodos göçmenlerinden öğrenilmiş olmalı. Kuru eşme'nin arkasında Memleket Hastanesi'ne doğru otururlardı. "Giritli" ya da "Rodoslu" diye anılırlardı. Kerhanenin karşısındaki üstü açık haldeki kasapların epeycesi Giritli idi. Yıkık kilisenin bulunduğu Osmaniye Mahallesi'nde daha çok adalı göçmenler otururdu. Yeni öğrendim, sözcük aslında "kokomira" değilmiş "kakomira" imiş.

Kakomira, Yunanca kako (kötü) ve moria (talih). Google'dan öğrendiğime göre: "zavallı", "sefil" kişi anlamında kullanılıyormuş. Erkekler için "kako moiris" kadınlar için "kako moira" deniyormuş. Acıma duygusunu ifade ederken Giritliler bu deyişi pek severlermiş. Mersin'de "Kokomira, tuzlayım da kokma!" derlerdi. Birini kovmak için de "Oksi!" derlerdi.

Google'da şöyle bir cümle var, aktarıyorum: "Kuşadası'nda tatlış, pampak, kırmızı yanaklı Giritli teyzelerimizin ağzından çokça duyduğumuz laf. Boklu sulardan dizanteri, difteri, böbrek yetmezliği vb. yine 10 çocuktan altısının vefat ettiği günler. İkisi de sakat devam ediyor, genç yaşta menenjit vb. toprak altına giriyor. Kaldı elde iki sağlam, araba ezse ölmez übermensch. Yine bir çocuk vefat eder, teyzelerin yüreği yanar ama alışmışlardır artık. 'Erkenden gitti kakomiram.' 'Vah kakomiram öksüz kaldı.' Özlüyorum bu rengi. Kaybolan bir renk. Kimse kakomiram demiyor artık. Avlumuzun ortasından akan su da yok, 20 kişi yenen yemekler de yok."

Yazı burada tıkandı: Doğrusu bu yazıyı neden yazmaya başladım bilemiyorum. Ama burada esin (ilham) perisi imdadıma yetişti ve kulağıma "şirnemek" diye fısıldadı. ocukluğumda pek çok kullanılırdı. Google'a göre "Şımarmak, eziyet etmek, istenen bir şey için rahatsız edici bir şekilde bağırmak gibi durumlara karşı kullanılan kavram, kelime. Yaramazlık yapmak, şımarmak, kontrolsüz davranışlarda bulunmak" anlamlarına geliyormuş. Gelsin bakalım.

Son zamanlarda tanık olduğum, yaşadığım "şeyler", ŞİRNEMEK mastarını gündelik yaşamda kullanmaya zorluyor beni. "Şirnemek" mastarından "ŞİRNEK" diye bir sözcük türetiyorum: "Kaypak" gibi, "oynak" gibi...

Vehimli yaratıklar pek şirnek olurlar. Kendilerine hiç hak etmedikleri unvan ve sıfatları verirler. Aslında bunlara el koyarlar, gasp ederler, çalarlar. Kestirmeden söylersek; unvan ve sıfat hırsızıdır bunlar. Megolomandırlar, pek kostaklanırlar. Aslında "yalancı pehlivan"dırlar.

"Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim" atasözünün anlamı Türk Dil Kurumu (TDK) sözlüğüne göre "İnsanlar yakın temas içinde bulunduğu kimseden etkilenir" anlamına geliyormuş.

Ama bu atalar sözü bizim "yalancı pelvanlar" için katiyen geçerli değildir. Teflon gibidir mübarekler. Kubura düşseler de asla kirlenmezler. Bu cümleyi yazar yazmaz ilham perisi imdadıma koştu ve kulağıma uygun tanımı fısıldadı: "teflon pelvanlar"... Şu anda aklıma başka bir deyiş geldi: "Hacıyatmaz"!