1948 yılında Mersin Lisesi Orta Okulu'nda Fransızca öğrenmeye başladım; 78 yıldır öğrenmeyi sürdürüyorum. Gazi Eğitim Enstitüsü Fransızca Bölümü'nden diploma ve Paris Üniversitesi Sorbonne'a bağlı Yabancı Ülkelerde Fransızca Öğretmenleri Enstitüsü'nden (Institut des Professeurs de Français a l'Etranger) sertifika aldım. Şiir, roman, öykü, tiyatro, deneme türlerinde tamı tamına 50 (elli) çeviri kitabım yayımlanmış. 200 sayfa üzerinden 10 bin sayfa, 300 sayfa üzerinden 15 bin sayfa eder. Amma Fransızca konuşmalarım ve bu dilde yazılarım dışında, Türkçe konuşurken ve yazarken bir kez olsun DETAY demedim ama teferruat da demedim sadece ayrıntı dedim. "Ayrıntı" sözcüğü varken "detay" ve "teferruat" sözcüklerini kullananların falakalık olduklarını düşünürüm.
Şimdi bizim dil ve Türkçe bilincinden yoksun yığışımın afyonlandıkları DETAY sözcüğünü ameliyat masasına yatıralım:
DETAY (Fransızca: Le detail) 1. Perakende satış, 2. Ayrıntı, 3. Ayrıntılı hesap pusulası. 4. Önemsiz şey. Askeriyede "levazım" ve "ordonat" anlamında kullanılmakta.
Televizyonlarda maymuncasına detay geveleyen, gazete ve kitaplarda papağan gibi, can yeleğine sarılır gibi bu sözcüğe sarılarak kullanan kim varsa Türkçe, dil ve sözcük bilincinden yoksun zavallıdır. O zaman "dil bilinci"nin Vikipedi kaynaklı tanımını aktaralım:
Dil bilinci, bireyin anadilinin kurallarını, inceliklerini ve ifade gücünü kavrama; onu etkili, doğru ve özenli kullanma konusundaki farkındalığıdır. Dili sadece bir iletişim aracı olarak görmekle kalmayıp onu koruma, geliştirme ve kültürel bir miras olarak gelecek nesillere aktarma sorumluluğunu taşıma halidir.
***
Yazıya dönmeden önce biraz gazete okuyayım dedim. Sözcü'yü alıp rastgele bir sayfa açtım: 19. sayfa... Açmaz olaydım. "100 AKIMIZ" diye bir manşet! "Yüz tane akımız ne ola ki" diye düşünürken anladım ki bu "100" 99'dan sonra gelen sayı değil, başka bir şey, "İnsanın baş bölümünde alın, kaşlar, gözler, burun, iki yanak ve çenenin bulunduğu ön bölüm..." söz konusu. O zaman iş değişir: "Yüz akı", "onur kaynağı", "gurur verici" anlamında...
Bu yazdıklarımı ne yazının yazarı Melih Sadıkoğlu ne sayfa sorumlusu kişi ne de yazıişleri görevlileri bilmekte...
Melih Sadıkoğlu'nun yazısındaki tuhaflıklar bitmedi: "Veliefendi Hipodromu'ndaki dev yarış saat 17.15'te START ALACAK. 3 yaşlı 22 İngiliz tayı sahibine tam 50 milyon TL'lik para kazandırmak için kora kor bir mücadele verecek."
Okuduğunuz bölümde yer alan "kora kor"un (Le corps-a-corps) anlamını bilmiyorsanız karşılığını Türkçe bir sözlükte bulamazsınız. Google'a sorarsanız şu cevabı alırsınız:
"Korakor, spor ve mücadele alanlarında kullanılan, tüm güçlerin sonuna kadar kullanıldığı, kıran kırana ve başa baş geçen çekişmeli mücadeleleri ifade eden bir kelimedir."
"Fransızcada 'beden bedene' anlamına gelen 'corps a corps' ifadesinden dilimize geçmiştir."
Kim ve kimler yaptıysa bu gerzekliği, lanet olsun ona, onlara... Şimdi bir uyarıda bulunacağım: "corps a corps" güreş ve boks dışında kullanılırsa anlam kayması olur; topla oynanan sporlarda kullanılması uygun değildir.
Melih Sadıkoğlu'nun yazma sanatından haberi yok. Google'a sorsa "göze göz", "dişe diş" anlamına geldiğini görecek. Melih Sadıkoğlu Fransızca da bilmiyor, bilse anlamı sezgiyle bile bulur. Anadil bilincinden yoksun biri asla yazar olamaz, olsa olsa "yazıcı" olur. Bu örnekten anlaşıldığına göre Melih Sadıkoğlu'nun gazetedeki üstleri ondan daha iyi durumda değil.

13