Siyasette fikir değiştirilebilir. Hatta bazen değiştirilmelidir. Dünya değişir, şartlar değişir, bilgi değişir. Dün doğru olan bugün yanlış olabilir. Hiç kimse bir siyasi görüşü ömür boyu taşımaya mahkûm değildir. Ama bir sınır vardır.
Bir siyasetçi, yıllarca savunduğu bir politikanın ayrıntılarını değiştiriyorsa buna evrim denir. Bir siyasetçi, yıllarca savunduğu ilkelerin uygulama yöntemini değiştiriyorsa buna uyum denir. Fakat bir siyasetçi kendi siyasi kimliğini oluşturan temel taşların tam karşısına geçiyorsa artık açıklama borcu doğar.
Bugün Türkiye'de tam da böyle bir durumla karşı karşıyayız: Devlet Bahçeli'nin siyasi kariyeri boyunca temsil ettiği çizgi belliydi. MHP seçmeni de ona bu nedenle destek verdi. Aynı şekilde Kemal Kılıçdaroğlu da yıllarca CHP'nin kurumsal hafızasını, parti içi demokrasiyi, hukuk devletini ve seçimle gelenin seçimle gitmesi gerektiği ilkesini savunduğunu söyledi.
Bugün ise ortaya çıkan tablo birçok vatandaşın zihninde ciddi sorular yaratıyor.
Sorun değişim değildir. Sorun, değişimin büyüklüğüdür. ünkü büyük değişimler büyük açıklamalar gerektirir.
Ancak burada dikkat çekici olan yalnızca değişimin kendisi değildir. Daha da dikkat çekici olan, Türkiye siyasetinin birbirine en uzak iki geleneklerinden gelen iki önemli liderin, neredeyse aynı zaman dilimi içinde, kendi siyasi kimliklerinin temel unsurlarıyla çelişiyor gibi görünen pozisyonlar almalarıdır.
Bu sıradan bir siyasi olay değildir. Bir liderin görüş değiştirmesi mümkündür. İki liderin aynı dönemde görüş değiştirmesi de mümkündür. Ama birbirinden tamamen farklı siyasi kampları temsil eden iki liderin, birkaç yıl arayla değil, neredeyse aynı tarihsel anda, kendi siyasi geçmişleriyle böylesine güçlü bir gerilim yaratmaları ister istemez dikkat çekmektedir.
Vatandaşın aklına gelen soru kaçınılmazdır:
Bu sadece tesadüf müdür Yoksa her iki değişimin arkasında ortak bir siyasi gerçeklik, ortak bir baskı, ortak bir değerlendirme veya kamuoyunun henüz göremediği ortak bir neden mi bulunmaktadır
Bu soruyu sormak komplo teorisi üretmek değildir. Tam tersine, siyasal analiz yapmanın başlangıç noktasıdır.
ünkü sosyal olaylarda eşzamanlılık önemlidir. Bir ağacın yaprak değiştirmesi mevsim olmayabilir. Ama bütün ormanın aynı anda renk değiştirmesi insanı mevsimi araştırmaya yöneltir. Bugün de benzer bir durumla karşı karşıyayız.
Türkiye siyasetinin iki farklı kutbundan gelen iki tecrübeli siyasetçi, sanki görünmeyen bir eksen etrafında yeniden konumlanıyor izlenimi vermektedir. Eğer gerçekten böyleyse bunu kamuoyuna açıklamak onların sorumluluğudur. ünkü büyük dönüşümler büyük açıklamalar gerektirir.
Bir zamanlar söylenen sözlerle bugün söylenen sözler arasında birkaç derece değil, neredeyse yüz seksen derecelik bir açı oluştuğunda, vatandaş doğal olarak şu soruyu sorar:
"Ne değişti"
Eğer ortada ikna edici bir cevap yoksa insanlar boşluğu kendi yorumlarıyla doldurmaya başlar. Bu insan doğasının kaçınılmaz sonucudur. Şeffaf bir açıklama yapılmadığında insanlar görünmeyen nedenler aramaya başlar.
Oysa demokrasilerde güvenin temeli açıklanabilirliktir.
Bir siyasetçi dün söylediğinin tersini söyleyebilir. Ancak bunun nedenini topluma anlatmak zorundadır.
Aksi halde vatandaş şu sonuca ulaşır:
"Dün söylediklerine neden inanmıştım Bugün söylediklerine neden inanayım"

12