Okuyacağınız metnin Fransızcası Les Lettres Françaises adlı derginin Temmuz-Ağustos-Eylül 1967 sayısında yayımlanmıştı. Tamı tamına 59 yıl önce. Ancak yarım yüzyıl sonra dilimize çevirmek zamanıma denk düştü. ok değerli İspanyol yazar Arrabal'ın metninin başladığı "Bir adam ayaklarımı kuma gömdü" cümlesi ağlatmıştı beni. O sırada dört yaşında olan oğlum Tan'ı düşünmüştüm. Tan, Arrabal olmuştu; ben de Fernando Arrabal Ruiz.
***
BABAM FERNANDO ARRABAL RUİZBu metin, Arrabal'ın İspanyol polisi tarafından tutuklanmasından çok kısa bir süre önce İspanyolca olarak yazılmıştır. İspanya'daki hiçbir dergi bunu yayımlamayı kabul etmedi.
Bir adam ayaklarımı kuma gömdü. Melilla sahilindeydi. Ellerinin bacaklarımda olduğunu hatırlıyorum. Üç yaşındaydım. Güneş parıldarken kalp ve elmas sayısız su damlasına dönüştü.
Bana sık sık en çok neyin beni etkilediği, en çok neye hayran olduğum soruluyor ve sonra, Kafka ve Levi-Carroll'u, korkunç manzarayı ve sonsuz sarayı, Gracian ve Dostoyevski'yi, evrenin sınırlarını ve lanetli rüyayı unutarak sadece çocukluğumdaki ayaklarımda ellerini hatırladığım bir varlık olduğunu söylüyorum: babam.
Yıllarca İspanya'yı dolaşarak onun mektuplarını, resimlerini, çizimlerini aradım. Babam resim yapardı ve her eseri bende, gözyaşlarıyla kaplı yüz binlerce atın geçtiği sessizlik ve çığlık evrenlerini uyandırır.
Melilla'da iç savaş 17 Temmuz'da başladı ve babam Fernando Arrabal Ruiz, iki saat sonra kendi evinde tutuklandı ve "askeri isyan" suçundan idam cezasına çarptırıldı. Bazen onu düşündüğümde, turuncu renk ve gökyüzü, yankı ve müzik, çuval bezi ve mora bürünmüş gibi geliyor.
Dokuz ay sonra cezası otuz yıl bir güne indirildi. Ama ondan hatırladığım tek şey, Melilla plajının kumlarına gömülmüş o küçük, o çocuk ayaklarıma değen elleri. Ve adını söylediğimde, demir merdivenlerin ve kanatların sesiyle doluyor sessizlik.
Melilla, Ceuta, Ciudad Rodrigo ve Burgos'ta hapsedildi. Ceuta'da bileklerini keserek intihar girişiminde bulundu ve ben, bugün bile, ıslak kanının çıplak sırtımdan aşağı aktığını hissedebiliyorum.
4 Kasım 1941'de, görünüşe göre "akıl hastalığı" nedeniyle Burgos Merkez Hapishanesi'nden aynı şehirdeki İl Hastanesi'ndeki akıl hastanesine nakledildi. Elli dört gün sonra, sessizce ortadan kayboldu ve sonsuza dek yok oldu.
Gezdiğim yerlerde gardiyanlarıyla, hasta bakıcılarıyla, doktoruyla karşılaştım. Ama sadece sesini ve yüzündeki ifadeyi hayal edebiliyorum.
Kaybolduğu gün Burgos'ta bir metre kar vardı ve kayıtlara göre kimlik belgesi yoktu ve sadece pijamalarıyla dolaşıyordu. Ama ben onunla -hayalimde- el ele, patikalarda ve galaksilerde yolculuk ettim, var olmayan vahşi hayvanları okşadım, kumdaki kaynaklardan ve tatlı su havuzlarından su içtim.

15