Arkamdan ne derler...

11 Ocak 2026 gün ve 418665 başlıklı yazım "ünkü 'Arkamdan ne derler' kaygısı her zaman en önemli ilkem oldu..." cümlesiyle bitiyordu. Bu kaygı komşu ziyaretinden sonrasını, okul ve asker arkadaşlığı dahil yaşarken insanın her gününü kapsadığı gibi öldükten sonrasını da kapsar. Başkalarını bilmem ama bu kaygı benim etik (ahlak felsefesi) ilkem olmuştur. Ben 418665 sigorta numaralı adamım.

Size bir olay anlatayım: 1968 yılında Muğla Turgurt Reis Lisesi'de Fransızca öğretmeniyim. Ülker İnce'nin oturmakta olduğu Aydın'dan Muğla'ya bir minibüsle dönmekteyim. Minibüs yolda bir yolcu aldı. Önümde oturan birinin yanına oturdu. Arkadaşlarmış. "Ula Osman nereye gidiyon" diye sordu. "Bizim parti başkanını gormeye" (Süleymen Demirel'in Adalet Partisi) dedi. "Gorüp de n'etcen gari" "Horansızca mualliminin kulağını çeksin" deye. (Adam benden söz ediyor.) – Geç oolum geç o adam da arvadı da (İngilizce öğretmeni Ülker İnce) vali mali, bakan makan takmayi... Boşına gedip de yorulma." Bunu duyan adam, çok uzaklaşmadan dolmuşu durdurup indi. Gerçekten de Ülker, vali yardımcısı sınav odasına girince sınavı durdurmuş ve o odadan çıkıncaya kadar sınavı yapmamıştı. O sırada ben sınav odasının kapısındaydım ve yukarı katta müdür odasında zamanın İçişleri bakanı oturmaktaydı. Ama valinin kızı da parti başkanının oğlu da alabilecekleri notu aldılar.

Annesi Yalvaç'a sürgün edildiği zaman 4-5 yaşında olan oğlumuz Tan (MD.Ph D) o yıllara bugün bile öfkeli. Hiç unutmadı. Bereket, Yalvaç sürgününden sonra Ülker'i tekrar sürgüne göndermediler. Ama bir süre sonra, Sorbonne Üniversitesi Yabancı Ülkelerde Fransızca Öğretmenleri Enstitüsü'nden sertifikalı Fransızca öğretmeni Özdemir İnce'yi yeni açılan bir ortaokula İngilizce öğretmeni olarak atadılar. Bir bakıma iyilik ettiler. ünkü TRT'den yapılan öneriyi kabul edip dış haberler müdürlüğünde çevirmen olarak çalışmaya başladım ve kısa bir süre sonra da kurulmakta olan televizyonu yapılandırma ekibine gönderildim. Ve hayatım değişti. Ama şunu da söylemem gerekir ki o zamanlar şimdiye göre ülkede demokrasi havası bile vardı. Ki TRT Yönetim Kurulu, iktidarın nefret ettiği bir adama iş verdi.

TRT Televizyonu'nda öndenetim ve redaksiyon müdürü olduğum sırada personelden biri Turancı imiş. Bir akrabasından duyduğumuza göre "Herif benim Turancı olduğumu biliyor ama hiç ayrım yapmıyor." diyesiymiş. Arkamdan ancak bu söylenebilir.

Birçoğunuzun bu türden anı ve deneyimleri vardır mutlaka. Anlattığım bireysel bir olay. Bülent Ecevit'i Ecevit yapan da bu vicdan ve ahlak ilkesiydi. Yakın dostumdu. Başbakanken beni kayırmayı düşünmedi, ben de böyle bir şey beklemedim.

Başbakan Ecevit bir gün beni ORAN'daki evine çağırdı. Rahşan Hanım'ın getirdiği çayı içtikten sonra TRT Televizyonu'na reklam alınmasına neden karşı çıktığımı sordu. Neden karşı çıktığımı, program ve yayın planlama müdürü ya da öndenetim ve redaksiyon müdürü sıfatımla yönetim kuruluna anlatmıştım zaten. Reklamcılar TRT'ye ödeyecekleri parayı reklam verenlerden çıkartacaklardı. Bu da tüketici halkın sırtına binecekti. Reklama ayıracağımız süreyi toplum sorunlarına ayırabilirdik. TRT'ye talimat vermezdi. Sadece bilgilenmek istemişti.