Fsansa, İtalya, Portekiz, Arnavutluk... Avrupa'da gençlerin sokak eylemleri yayılıyor.
Bu eylemlere Avrupa Baharı adını takanlar, 1968 Paris öğrenci eylemlerine ya da İtalya'nın Sıcak Sonbaharı eylemlerine benzetenler var.
Bunlar fazla hayâlci ve biraz da romantik benzetmeler.
1968 eylemleri, ideolojik bir zemine, başka bir dünya yaratma hayaline dayanıyor, sisteme karşı çıkıyordu; bugün yaşanan eylemler sistemin parçası olabilme eylemleri.
★ ★ ★
19'uncu ve 20'nci yüzyıl anlatılarında karşımıza en çok proletarya sınıfının adı çıkar.
21'nci yüzyılın tanımlamasıysa artık prekarya sınıfı.
Proleterya sınıfı, görece düşük eğitim gerektiren mavi yakalı işleri yapardı ama uzun süreli iş güvencesine, emeklilik, kıdem tazminatı, sağlık sigortası gibi sosyal haklara ve örgütlenme özgürlüğüne sahipti.
Prekarya sınıfı, kısa vadeli, proje bazlı, yarı zamanlı işlere mahkûm. Her an işsiz kalabilir.
Sosyal hakları yok, çoğu sigortasını kendisi öder, eğitim seviyeleri yüksektir ama aldıkları eğitime göre iş bulamadıkları için kuryelik, garsonluk gibi hizmet sektöründeki işlere yönelirler. Sendikal hakları yoktur, işlerini korumak için birbirlerini rakip olarak görürler ve bu da dayanışma, birlikte hareket etme imkânını ortadan kaldırır.
★ ★ ★
Yapay zekâ ve otomasyonun kariyerlerin başlangıç noktası olan ofis işlerini iyice azalttığı bir dünyada, eğitim aldığı dalda iş bulamayan gençlerden söz ediyoruz.
Buldukları düşük gelirli, sosyal hakları olmayan hizmet işlerinden elde ettikleri düşük gelir ve Avrupa'da giderek artan barınma krizi bu gençleri sokağa döken iki büyük motivasyon.
Bir de hayatımıza yeni giren 'Yara İzi Etkisi' tanımlamasını konuşmamız gerekiyor.
Bu tanımlama işsizliğe katlanmamak için düşük maaşlı işleri kabul eden gençlerin tüm meslek hayatları boyunca bu ilk düşük maaşın etkisini hissedeceklerini fikrini anlatıyor.
Bir başka deyişle yaşanılan eylemlerin özet adı, 'Geleceksizlik Krizi'...
Eylemlerin Paris banliyölerindeki okulların kötü koşullarından başladığını bilmiyor değilim.
Bir devlet, iyi semtlerde iyi eğitim sunarken düşük gelir gruplarının yaşadığı semtlerde eğitimi boşverdiğinde ortaya çıkan duygu da akademik değil tamamen ekonomiktir.
Mevcut gelir adaletsizliğinin gelecek on yıllara etki etmesi demek sistemin, bireylerin tüm hayatlarını doğdukları sınıfta geçirmesine dayanan kast sistemine dönüşmesini sağlıyor.
★ ★ ★
Tüm bunlar aslında birden olmadı.
Kapitalizm, sosyalist hareketlerin alternatif yarattığı dönemlerde, savaşı kaybetmemek adına emek sınıfına belirli tavizler verdi.
Sosyal devlet böyle doğdu ardından hukuk sistemleri bireysel özgürlükleri geliştirirken, devletin yetkilerinin sınırlandırıldığı liberalizm dönemine geçildi.
Alternatifsizlik, neo-liberalizmin doğuşuna neden oldu ve kapitalizmin emek sınıfına verdiği haklar geri alınmaya başladı.
Sağlık harcamaları kısıldı, hastaneler kapatıldı, iş gücü piyasaları esnekleştirilmesi, şirketler kalıcı istihdam yerine güvencesiz istihdamı tercih etmeye başladılar.
Neo-liberalizm sadece verilen hakları geri almakla kalmadı, dünyada başarılı tek modelin kendisi olduğuna hepimizi inandırmayı başardı.

24