Voltaire'den Macron'a, küçülen Fransa...

Fransa bir zamanlar büyük bir ülkeydi.

Büyük derken Amerika'dan Asya'ya, sömürge haline getirdikleri 72 ülkenin sınırlarından söz etmiyorum.

Ya da Afrika'da kurulu 54 ülkenin 27'sinin resmi dilinin Fransızca olmasından da söz etmiyorum.

Bu saydığım büyüklüklerin haritasını insanların kanlarını dökerek yazdı Fransa, yaklaşık 300 yıl kaldığı Afrika'da ardında 2 milyon civarında ölü bıraktı.

Üstelik kanın çoğunu sözde modern dünyada döktü.

1945 Cezayir'ine Setif ve Guelma Katliamı'na bakmak bile yeterli aslında büyüklüğün büyüklük olmadığını anlamak için.

İki milyon ölü aslında gerçek sayı değil, Fransa'nın köle merkezi Senegal, Fildişi Sahili ve Benin'den kaçırılan insanlar bu hesaba dahil değil.

1994 Ruanda Katliamı'nda Fransa'nın sorumluluğuna dair açılan davalar da var, soykırımcı Hutulara Paris'in silah sattığını yazan raporlar da...

Buna rağmen Fransa büyük ülke diye yer etmiştir aklımızda.

Bunun sebebi de Fransa'nın düşün hayatımızda, Osmanlı'nın son döneminde başlayan yeridir.

Ayıp değil, Fransız düşünürlerin tartışmaları Jön Türkleri değil, dünyanın birçok ülkesini etkilemiştir..

Cumhuriyetin ilk yıllarındaki yurttaşlık anlayışı, haklarla beraber sorumlulukların hatırlatılması Solidarizm izleri taşımasındandır.

Buradan başlayınca, Voltaire'e, Jean-Paul Sartre'a, Durkheim'a, Bourgeois'e uzanmak gerekir ama bunun gereği yok.

★★★

Fransa sınırları aynı kalmasına rağmen durmadan küçülen bir ülke durumunda son 50 yıldır.

Öyle olmasa eski Cumhurbaşkanı Mitterrand, 1998'de Le Figaro gazetesine verdiği röportaj sırasında Ruanda'da yaşananlara dair soruya "O ülkelerde bir soykırım yaşanması o kadar da önemli bir şey değil" cevabını veremezdi.

Öyle olmasa Fransa, 93 yıl sömürdüğü Yeni Kaledonya'yı nikeli için başka bir isimle halen sömürmeye devam etmezdi.

Öyle olmasa, eski Cumhurbaşkanı Sarkozy, seçim kampanyası için dönemin Libya Lideri Kaddafi'den 50 milyon euro rüşvet almaz, hapis cezasına çarptırılmazdı.

Ne garip 2011'de Kaddafi'ye karşı ilk bombaları atan da Fransa olmuştu, Cumhurbaşkanı da Sarkozy'ydi.

Gelelim mevcut Cumhurbaşkanı Macron'a:

Poz verme üstadı, Rusya, Ukrayna'da ilerlerken Zelenski gibi kirli sakallı, düşüncesiz fotoğraflar paylaşmış, birisi o ama bir sene sonra da Ukrayna topraklarını versin önerisini ortaya atan ilk Batılı Cumhurbaşkanı.

Göreve başladığında helikopterden nükleer denizaltıya çelik halatla inmişti, boks antrenmanı pozları da var ama gerçekte halktan yediği tokatla biliniyor.

Başka tokat vakaları da var ama özel hayatı bizi ilgilendirmez.

Sadece özgürlük denilince mangalda kül bırakmayan Macron'un hayat arkadaşının cinsiyetini sorgulayan, aslında saçma sapan bir haber yapan muhabirin baskılardan dolayı Rusya'ya sığınmak zorunda kalması ilginç değil mi

★★★

Gelelim Fransa-Türkiye ilişkilerindeki Paris kaynaklı garipliklere:

Fransa şu sıralar Türkiye korkusunu kaşıyarak Yunanistan'a durmadan silah satıyor.

Fransa silah satışları tartışmalı bir ülkedir. 1991'de Tayvan'a sattıkları 6 adet Lafayette sınıfı fırkateyn soruşturmasında rüşvetin diğer adı Retro Komisyonu izleri bulundu, Çin, Formoza Boğazı'ndaki denge aleyhine bozulduğu için bu satışa tepki gösterdi. Tayvanlı bir deniz yüzbaşı bu gemilerin teslim alınmaması için uğraşırken bir plajda boynu kırık bulundu, tüm skandalları araştıran Fransız gizli servisi DGSE'nin subayı Thierry Imbot, bir otelin 4. katından aşağıya düşerek hayatını kaybetti.

Fransa, sınırları sonuna kadar zorlayan ülke, bir ara İzmir'in karşısına denk gelen Tavşan Adası'nda askerleri dolaşıyordu.