Türkiye'nin barışa katkısında bilinmeyenler...

Türkiye'nin İran-İsrail krizi sırasında 'perde arkasında' yaptığı diplomasi oyunu bölgeyi savaştan kurtardığı iddia ediliyor, ama Ankara'nın bu süreci ne kadar kontrol edebildiği gerçekten netleşmiş midir?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde Türkiye'nin İran-İsrail gerginliğini yönetmede kilit rol oynadığını, savaşın Körfez'e yayılmasını engellediğini ve Kürtleri İsrail-ABD planından uzak tuttuğunu iddia ediyor. Bunu desteklemek için MİT'in istihbarat faaliyetleri, Dışişleri Bakanlığı'nın yoğun diplomasi trafiği ve sınır güvenlik operasyonlarını örnek gösteriyor. Ancak yazıda belirtilen "detayları tam olarak bilemiyoruz" itirafı, bu başarı iddialarının ne kadarının kamuya açıklanan gerçeklere dayandığını sorgulatmalı mıdır?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, süreci yönetmekle kalmadı, birçok diplomasi adımında bizzat devreye girdi. Ankara, savaşın Körfez'e yayılmaması, KürtlerinABD-İsrail tuzağına düşmemesi noktasında çok önemli işler başardı

İran'a yönelik İsrail-ABD saldırısının durması, ateşkes ilanı ve barış umudu, tüm dünyaya bir oh dedirtti.

Bu süreçte bir perde önünde yapılan görüşmeler var, bir de perde arkasında yaşananlar.

Türkiye'nin bu süreçte perde arkasında başardıkları mutlaka konuşulmalı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, süreci sadece yönetmekle kalmadı, birçok diplomasi adımında bizzat devreye girdi.

Ankara, savaşın Körfez'e yayılmaması, Kürtlerin, ABD-İsrail tuzağına düşmemesi noktasında çok önemli işler başardı.

Cumhurbaşkanı'nın liderliğinde Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı ve MİT detaylarını tam olarak bilmediğimiz çok önemli işler yaptı.

Bu okuduklarınız bir analiz değil, bilgi kırıntılarının arka arkaya dizilmesiyle yazıldı.

SONDAN BAŞLAMAK: ÇARŞAMBA SABAHA KARŞI ANKARA...

Cuma günü ABD ve İran heyetleri masaya oturduklarında bir başarı kazanılması ve ateşkesin kalıcı olması için müzakerelerin başlayacağı ortak bir noktaya ulaşılması gerekiyor. Tüm dünya ateşkesin sevincini yaşarken Ankara-İslamabad hattında telefonlar çalışıyor, tarafları masada tutacak metin konusunda görüş alışverişi devam ediyordu. Bitmiş değil, Türkiye'nin dinamik katkısının sürdüğü bir süreç bu.

EN BÜYÜK BAŞARIMIZ: SAVAŞ KÖRFEZ'E YAYILMADI

Bölgemiz için en korkunç senaryo İran füzelerine hedef olan Körfez ülkelerinin İran'a karşı İsrail-ABD savaşına katılmalarıydı.

Bu senaryo hayata geçse, bölgemiz yıllar sürecek bir mezhep savaşına tutuşabilir, dünyanın altından kalkamayacağı bir enerji krizi başlayabilirdi. Türkiye bu duruma engel oldu.

Ankara, bu savaşın başlayacağını önceden gördü, askeri yığınağı da dikkatle takip etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 3-4 Şubat'ta Suudi Arabistan ve Mısır'a yaptığı gezi, aslında bölgenin savaşa karşı duruşunu pekiştiren bir unsurdu.

Türkiye, askeri çatışmaya engel olmak için İstanbul'da bir zirve önerdi, ABD ve İran dışında zirveye savaşa karşı olan Türkiye, Katar ve Mısır da katılacaktı. Tahran bu masaya oturmadı, görüşmeleri Umman'a taşıdı, sonrasını hepimiz biliyoruz.

Ankara, küsmedi aksine başlayan savaşı bir an önce durdurmak adına hem Tahran hem Washington hem de bölge ülkeleriyle temaslarını sıkılaştırdı.

RASS LAFFAN RİSKİ...

Savaşın Körfez'e en çok yayılma riskinin yaşandığı 48 saat, Katar'ın Rass Laffan doğal gaz sahasının İran tarafından vurulmasından sonra yaşandı.

O dönem çok dikkat etmedik ama Cumhurbaşkanı Erdoğan, savaşın başlaması ve Katar'a ilk füzelerin fırlatılmasından hemen sonra ve mart ortasında Katar Emiri Al Sani ile telefon görüşmeleri gerçekleştirdi.

Aynı dönemde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran füzelerine hedef olan Körfez ülkelerinin dışişleri bakanları toplantısına katılmak üzere Riyad'a uçtu.

Öfkeli Körfez ülkelerini savaşı büyütmemek konusunda bir noktada tutan, İran'ın Körfez'e füze atmasının yanlışlığı kadar İsrail-ABD saldırısının da yanlış ve uluslararası hukuka aykırı olduğunu söyleyen Türkiye ve Pakistan oldu.

18 Mart'ın ilk saatlerinde, Riyad'da İran füzeleri uçarken, Mısır, Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye dışişleri bakanları, zirve dışı bir toplantıda buluştular, İran'a savaş zirvesini son uyarı zirvesine döndüren Ankara ve İslamabad, bu görüşmelerde tansiyonun düşmesini sağladı.

Her aşamada Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı bilgilendiren Dışişleri Bakanı Fidan ertesi günü Doha'ya uçtu.

Bir gece önce Riyad'da zaten Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı ile görüşülmüştü.

Katar, Türkiye ile ilişkilere çok önem veren bir ülke olduğu için Emir Al Sani, Dışişleri Bakanı Fidan'ı kabul etti, ardından iki ülke dışişleri bakanları dünya medyasının önüne geçtiler, Ankara, İran'ın saldırıları kadar İsrail-ABD saldırısını da gündemde tuttu.

Fidan'ın gezisinin son durağı Abu Dabi oldu. Nerede olduğu açıklanmayan Birleşik Arap Emirlikleri Emiri Al Nahyan ve Dubai Şeyhi El Maktum, füzelerin düştüğü havalimanına yakın bir yerde Dışişleri Bakanı Fidan ile görüştüler.

Herkesin kaçmakta olduğu bir coğrafyaya, hem de bayramın birinci günü giden Türkiye'nin çabaları Körfez'de karşılık buldu,eller tetikten çekildi.

Ankara aynı anda Tahran'a Körfez'de hedef aldığı noktalar konusunda dostça uyarılarda bulundu...

İSRAİL'İN KÜRTLERİ KULLANMA PLANI NASIL BOŞA ÇIKTI

İsrail'in, ABD'yi de ikna ederek Kürtleri İran'a karşı kara gücü olarak kullanma planı olduğu sır değil.

Sır olan bu planın nasıl bozguna uğratıldığı.

Detaylarını çok yazamam ama şu kadarını söyleyeyim, ABD Başkanı, İran'da 3-4 bin kişilik gücü olan çete büyüklüğündeki yapılanmaların başındaki isimlerle konuşurken Cumhurbaşkanı Erdoğan, Irak Kürtlerinin karar vericileriyle konuştu.

Burada altını çizmem gereken nokta şu, Türkiye, Irak'taki Kürt gruplara, kendilerini baskı altında hissetmemeleri ve korkmamaları gerektiğini söyledi. Cumhurbaşkanı'nın şahsında ağabey Türkiye'nin Kürtlerin zarar görmesine izin vermeyeceği mesajını iletti.

Aynı anda MİT Başkanı İbrahim Kalın, her aşamada devrede oldu. İsrail'in "Suriye'de olmadı İran'da yeni bir Rojava verelim" önerisinin bertaraf edilmesinde ve İran'daki gelişmelerin Terörsüz Türkiye sürecine etkileri konusunda olağanüstü bir çaba gösterildi...

MİT'İN GLOBAL GÜCÜ...

Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yaptıkları sadece yukarıda yazdıklarımla sınırlı değil. Körfez'in tahliyesinde Batı ülkelerinin kapısını en çok çaldıkları kurum MİT oldu. Başkan İbrahim Kalın, neredeyse Avrupa'nın tüm istihbarat servislerinin başkanlarıyla temasta oldu. Bir yandan Türkiye içerisinde bir casusluk faaliyeti yaşanmaması için ülke genelinde tam saha baskı uygulandı, diğer yandan İran Devrim Muhafızları dahil cephe hattının her kesimiyle temas kuruldu. ABD'li arabulucu ekibinin Gazze anlaşması sırasında farkına vardığı Türkiye etkisi ve MİT'in saha hakimiyeti bu dönemde Avrupa'da da pekişmiş oldu.