Türkiye Avrupa ilişkilerinde hiperrealizm dönemi...

Avrupa'da aşırı sağın iktidarı artık bir senaryo değil, gelecek sene bu vakitlerde Almanya ve Fransa'daki aşırı sağın siyaseti nasıl dönüştürdüğünü konuşuyor olacağız.

Burayı biraz açayım, Almanya'da seçimler 2029 ilkbaharında olacak ama Başbakan'a destek tarihinin en düşük durumunda ve aşırı sağcı AfD anketlerde açık farkla önde.

Almanya'da seçime gidilmesini isteyenlerin oranı yüzde 59. Yani seçim kaçınılmaz.

Fransa'da 18 Nisan 2027'de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde aşırı sağın adayı olmak için yargı kararı bekleyen Marine Le Pen'in desteği yüzde 35-38 bandında.

Fransa'da 1974'ten beri böyle bir oran görülmedi. Macron merkez sağı erittiği için sol partilere oy veren seçmenin bu kez merkez sağla güç birliği yaparak aşırı sağı engellenmesi pek mümkün görünmüyor.

Sonuç, Avrupa Birliği'nin dümenini elinde tutan bu iki ülkede aşırı sağ ya iktidara gelecek ya da siyasette belirleyici olacak.

★ ★ ★

Başlıktaki hiperrealizm yani aşırı gerçekçilik tanımlaması sanat ve felsefede realizmin yerini aldı sıra şimdi siyasete geldi.

Önce kötü seçenekleri yazayım, Almanya ve Fransa'da aşırı sağın iktidara gelmesi ya da siyaseti şekillendirmesi demek Türkiye'nin AB üyeliği perspektifinin sonu olur.

Her iki partide, ırkçı nedenlerle Türkiye'nin Avrupa'nın parçası olamayacağını savunuyor.

Buna karşın her iki parti de Türkiye'yi gözden çıkaramıyor, beklenti ve fayda üzerine bir başka ilişki biçimi kurmak istiyorlar.

Aşırı sağ, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne gelen mültecileri engellemesi konusunda etkin mücadelesini istiyor, buna karşın ekonomik ilişkilerde, savunma sanayinde iş birliği ve diplomasinin belirli alanlarında AB gölgesinin ortadan kalkmasını vaat ediyorlar.

Mesela böyle bir durumda Yunanistan ya da Güney Kıbrıs, üyeliğin getirdiği avantajı kullanarak, Türkiye ile olan sorunlarını, AB-Türkiye sorunu haline getiremeyecekler.

Bu konuda gerek Berlin gerekse Paris'ten yeterince mesaj geliyor, üzeri kapalı ziyaretler, AfD'nin Türkiye'de vakıf binası araması tesadüf değil.

Gazze Soykırımı konusunda bu iki parti de İsrail yanlısı bir görüntü içerisinde ama yakın bir zamanda Washington Post'ta önemli siyaset bilimcilerin bu desteği "araçsal bir strateji" olarak değerlendirdikleri bir yazı okudum. Kaldı ki AfD'nin eş başkanlarından birisi İsrail'e silah satışının durdurulmasını da istemişti.

★ ★ ★

Gelelim tam üyelik perspektifinin ortadan kalkması durumuna. Böyle bir gelişmenin olması Türkiye'nin Gümrük Birliği Anlaşması'nı sona erdirmiyor, biz de anlaşmadan çıkarız demek kolay değil zira 283.7 milyar dolarlık ihracatımızın yarıya yakını Avrupa Birliği'ne yapılıyor. Bu noktada Türkiye'nin Avrupa Birliği'nden somut beklentileri var.

Bunların başında Gümrük Birliği'nin güncellenmesi geliyor ki bu bizim için son derece hayati bir konu. AB'nin korumacı amaçlarla hazırladığı Sanayi Hızlandırma Yasası özellikle otomotiv sektörü açısından son derece önemli. Türkiye, AB'nin mevzuatlarında "Made in EU" kurallarına dahil edilmeyi veya muaf tutulmayı istiyor.

Türk iş dünyasının masaya koyduğu (Made with Europe)" formülü de akıllı bir formül.

AB'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması konusunda endişe edilen maddeler vardı ama Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Brüksel'de bu konuda mesafe alındığını vurguladı. Bu önemli bir gelişme, Bakan Bolat, Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzlu ve Avrupa Birliği nezdindeki Daimi Temsilci Büyükelçi Yaprak Balkan, DEİK'in düzenlediği AB-Türkiye İş Zirvesi'nde dosyalara hakimiyet konusunda son derece parlak bir profil çizdiler. Çok görüşme yapıldı, ilişkiye duygular, 63 yıllık bekleme sitemi değil gerçekçilik üzerinden baktılar.