Şiir ıssızlığında, marka baskısında...

İnsanın parayla satın alınabilen şeylerden değer bulduğu bir zaman diliminde yaşıyoruz artık.

Arabanın en sporu, yatın en büyüğü, saatin en pahalısı, fotoğraf karesindeki puro, ayakkabıdaki arma, bu zamanın güç ölçütü.

Böyle bir dünyanın adamı değildi o, "Karda İzler" şiirinin son mısrasında "Şairler vurulmalıdır, hayat yakışmıyor onlara" diyecek kadar farkındaydı olan bitenin.

Ama şairdi, insana inanır, insana güvenirdi; düşer, düştüğü yerden kalkardı; 18 yaşımda tanıştığım ilk şiiri aslında yaşam senfonisini anlatıyordu:

"Hep yanıldı ve yenilgilere uğradı, Ama atıldı yine de serüvenlere... Vakti olmadı acıların hesabını tutmaya, Durup beklemeye, geri dönmelere vakti olmadı."

★★★

Tatillere sosyal medyada paylaşım yapmak için gider oldu insanlar; öyle olmasa, turizm şirketleri "En güzel fotoğrafları siz paylaşacaksınız" reklamları yapmazdı.

İçimizdeki teşhirci ve röntgencinin Z raporu oluyor takipçi sayımız. Skeçlerde durmadan poz veren kadın, fotoğraf çeken adam bölümleri yazılıyor.

Daha sosyal medya icat edilmeden, ama markalarla değer bulmaya çalıştığımız dönemlerden Ütopya'dan mısralar seçtim hepimize...

"...Ki insanlar rüya görmüyor... Ve sıfır nedir biliyorlar, Düş kuranlarsa çoktandır, Meczup sayılıyor artık..."

Sadece düş kuranlar mı, çocuklarımıza kültürel miras olarak "emek vermeden zengin olmayı" bırakan biziz. Daha kötüsü emek vererek, düzgün bir hayat sürerek asla zengin olunamayacağını öğreten de biziz...

★★★

Söz vermenin bir anlamının kalmadığı bir dünyada, "Buradayım, sözümde, yanlışsa da bu istasyon" diye mısrasına başlayan adamdı o.

Kötü olanı söyleyeyim, "Burdayım" dendiğinde aklımıza bu şiir değil, Kemal Kılıçdaroğlu'nun masa tokatladığı paylaşım geliyor.

Özneyi aynı tutup, zamanı bugüne alınca bir yanda öfke sözleri, sıfatlar diğer yanda övgüler, abartısı gelecek hesabına dayalı cümleler...

Tanıklığı zor zamanlarda sığındığım, hepimizin sığınabileceği birkaç mısra bırakıyorum yine buraya:

"Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir, her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü. Bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasabitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse..."

★★★

Bodrum'daki otelin pahalı lahmacununu yemenin statü sembolü olduğu bir dünyada yaşıyoruz değil mi

Bundan daha da kötüsü, aşk, satın alınabilir zannedenlerle aynı evreni paylaşıyoruz, gördüğümüz, okuduğumuz örneklere şaşırarak...

Oysa aşkı mısralarda başka türlü tanımlayan bir adam geçti hayatımızdan:

"Dünyanın dışına atılmış bir adımdın sen, Ömrümüzse karşılıksız sorulardı hepsi bu. Şu samanyolu hani avuçlarından dökülen Kum taneleri var ya onlardan birindeyim... Yeni bir yolculuğa çıkıyorum kar yağıyor. Bir aşk tipiye tutuluyor daha ilk dönemeçte. Çocuksun sen sesindeki tipiye tutulduğum..."