Sağ olsun ile cehenneme arasında...

Dünya Kupası'nda yaşanan hayal kırıklığından sonra,

Ne canınız sağ olsun deyip geçebiliriz,

Ne de canınız cehenneme deyip, tüm milli takımı yerden yere vurabiliriz.

Duygusal tepkiler geçtiğinde oturup konuşmamız lazım.

İki yıl önce Avrupa Şampiyonası'nda çeyrek final oynamış bir takım ve Hoca ne oldu da bu kadar geriye gitti

Beklenti yönetiminde ne hatalar yaptık

Başarıyı sadece Dünya Kupası finallerine gitmek olarak kodlamamız hata mıydı

Forvetsiz bir takımı neden gelmiş geçmiş en iyi takımımız ilan ettik

Övgüde ve eleştiride sınır tanımayan halimiz takıma zarar verdi mi

Daha bir sürü soru üretilebilir ama şu an bunları konuşamayacak kadar duygusalız.

Şimdi konuşmayalım ama turnuvadan eve döndükten sonra mutlaka konuşalım.

Tribündeki Türkiye..

Maçtan önce, su aralarında, devre arasında tribündeki Türkiye'yi seyrettim.

Fenerbahçe ve Galatasaray formalı olanlar yan yana tezahürat yapıyordu,

Amerikan saçmalığı, hangi takımın taraftarı daha fazla gürültü çıkaracak diye yapılan desibel yarışmasında, yaşam biçimi, etnik kökeni, siyasi tercihleri taban tabana zıt olanlar birlikte bağırıyorlardı.

Dünyanın bir ucunda birlikte olma duygusunun sağladığı hoşgörü, dayanışma duygusu ne kadar değerliymiş gözlerimle gördüm, havasını soludum.

Acı olan, Türkiye'den 11 bin kilometre uzakta başarabildiğimiz birlik olma duygusunu ülkemizin içinde başaramayan yanımız.

Futbolda da, siyasette de, elbette rekabet olacak, benim sorguladığım rekabet ile düşmanlığın birbirine karıştığı garip ve hepimizi yoran iklim.

Herkesin aynı partiye oy verdiği, aynı takımı tuttuğu, hayattaki önceliklerinin aynı olduğu bir Türkiye, ne kadar sıkıcı olurdu, bir düşünsenize.

Farklarımızı zenginliğimiz ve şansımız olarak görmek, rekabet ederken saygı duymak mümkün. Bunu kendi ülkemizde de mutlaka başarmamız lazım...

Ankara'daki enkötü görev

Ankara'da Temmuz ayında yapılabilecek en kötü görev belli oldu.

O görev Fransa Cumhurbaşkanı Macron'u havalimanında karşılamak.