Nixon Doktrini 2.0 ve bölgesel güç Türkiye

ABD Başkanı Trump'ın son dönemde izlediği dış politika, birçok Amerikalı uzmana göre Richard Nixon'ın 1969'da ilan ettiği "Guam Doktrini"nin güncellenmiş versiyonu olarak görülüyor. Washington'ın yeniden bölgesel güçlerle çalışma stratejisine yöneldiği bu süreçte, Türkiye'nin öne çıkan ülkelerden biri haline geldiği değerlendiriliyor.

Richard Nixon'ı hepimiz Watergate Skandalı yüzünden başkanlık görevinden istifa etmek zorunda kalan kişi olarak hatırlarız.

Oysa Nixon'ın Vietnam Savaşı'nın en sıkıntılı günlerinde, 25 Temmuz 1969'da Pasifik'teki Guam Adası'nda açıkladığı bir doktrin var.

Nixon Doktrini ya da Guam Doktrini olarak bilinen bu doktrin ABD'yi dünya jandarması olmaktan çıkarıp, bir çok yerden askerlerini çekip, yerine bölgesel güçlerle çalışma prensibine dayanır. Bu doktrine göre, ABD, müttefiklerine, nükleer koruma ve silah sağlamayı taahhüt ederken, ülkelerden kendilerini korumaları için asker tedarik etme şartını getirir. Doktrinin ana mantığı, ABD'nin bölgesel güçlerle çalışması prensibine dayanır.

O dönemde Washington; Orta Doğu'da bölgesel güç olarak Şah dönemi İran'ını ve Suudi Arabistan'ı seçmişti.

Kimi yakın tarihlerde bu doktrinin ABD'nin Sovyetler Birliği'yle stratejik silahların sınırlandırılmasına giden 1972 tarihli SALT-1 Anlaşması'na zemin hazırladığı yazılıp, çizilir...

★★★

Mart 2025'ten bu yana, ABD Başkanı Trump'ın Ulusal Güvenlik Politikasını, Nixon Doktrini 2.0 olarak özetleyen bazı yazı ve çalışmalar yayımlandı.

Bu yazılardan ilk dikkatimi çekeni ABD'nin saygın ve bağımsız medya kuruluşlarından, merkez-sol siyasi çizgide yayın yapan The Atlantic oldu.

Ardından muhafazakar ve Neo-Con dediğimiz gruplar için son derece önemli olan Hudson Enstitüsü'nün bir yayını geldi.

Başkan Trump'ın, vergi tarifeleriyle oynadığı bir dönemde yapılan bu yayınlar yeterince dikkat çekmedi.

Amerikan iç siyasetini en yakından takip eden kaynaklardan biri olarak kabul edilen The Hill, Temmuz 2025'te Trump'ın Nixon'ın ayak izlerini takip ettiğini örneklerle yazdı.

■ Nixon, müttefiklerin kendi savunmaları için gerekli insan gücünü sağlamaları gerektiği şartını getirmişti. Son ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi'nin içeriği ve Trump'ın politikası, "Amerika Birleşik Devletleri'nin askerleriyle tüm dünyayı desteklediği günler sona erdi" diyor.Trump'ın NATO'daki müttefiklerine ve Doğu Asya'daki ortaklarına, savunma bütçelerini artırmaları ve bölgesel konvansiyonel savunma gücü için baskı uygulaması şaşırtıcı değil.

■ Nixon, doktrinini açıkladıktan sonra Vietnam'dan ABD askerlerini çekmeye başlamış, savaşı ABD'nin donattığı Güney Vietnam Ordusu'na bırakmıştı. Trump'ın Ukrayna'da ABD sorumluluğundan vazgeçişi de buna benziyor.Her iki adım da savaşların ekonomik ve siyasi yükünden kurtulmayı hedefliyor.

■ Başkan Nixon, siyaset biliminde öngörülemez liderlikle muhataplarıdan en fazla taviz koparma stratejisi olarak bilinen "Çılgın Adam Teorisi"'nin en büyük uygulayıcısıydı, Bugün o politikayı aynen sürdüren kişi Başkan Trump.

■ Nixon, jeopolitik gerçekçiliği benimsemişti, bugün de Trump, ABD'yi bölgesel güçlerle iş birliği yapan bir ülkeye dönüştürüyor. Trump demokrasi haçlı seferleri yerine bölgesel güçlerle güçlü ilişkilere inanıyor.

Trump'ın Türkiye ile olan ilişkilerini, gösterdiği özeni, ne verdik acaba diye sorgulamak ya da komplo teorileri kurmak yerine, Nixon Doktrini'ni ve Washington'ın bu doktrine dönüşünü incelemekte fayda var.

Bu açıdan baktığımızda Trump'ın hemen her açıklamasında Türkiye'nin çok güçlü bir ordusu olduğunu vurgulamasının tesadüf olmadığını ortaya çıkıyor.

Görünen o ki, Nixon 2.0 dye tanımlanan doktrinde Washington'ın iş birliği yapmak istediği bölgesel güç Türkiye.

ABD ile yakın çalışmanın getirdiği avantajlar kadar dezavantajları da konuşabiliriz.

Türkiye, şu ana kadar Suriye'den Halkbank Davası'na kadar hayati konularda Washington'dan istediklerini aldı. İsrail'in İran'a karşı Kürt kanını kullanma planı yine Türkiye sayesinde engellendi. Washington'ın geçmişte Türkiye'ye bakışı söyleneni yapan müttefikti. Bugün bölgesel güç olarak öne çıkan Türkiye'nin geldiği noktada Washington, Ankara'yla uyumu önemsiyor, bir şeyler istemek için bir şeyler vermek gerektiğini de biliyor.