Milyonlarca teşhirci milyonlarca röntgenci...

Sosyal medya bağımlılığı için çocuklara yasak getirmek çözüm mü, yoksa aile içi değerlerin çöküşünü sosyal medyaya mı yüklüyoruz?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, sosyal medyanın Türkiye'de ahlak erozyonu, teşhircilik, şiddet ve terör eylemlerini tetiklediğini iddia ederek, hemen yasal yasaklar ve kurumsal müdahaleler gerektiğini savunuyor. Bunu sosyal medyanın bağımlılık yaratan tasarımı ve fenomenlerin sunduğu yanlış rol modeller üzerinden temellendiriyor. Ancak yazarın geleneksel değerlerin Yeşilçam dönemine nostalji duyması ile modern eğitim ve aile yapısının gerçekliği arasında gerçekten bir bağ var mı?

■Damat, eşinin çok istediği, içinde sıcak hava balon uçuşunun da olduğu Kapadokya düğünü için bankadan 1 milyon lira kredi çekmiş.

Şimdi borcunu ödemek için iki işte çalışıyor, mümkün olduğunca az para harcıyor.

Eşi bir itiraf sitesine şöyle yazmış; "Düğün fotoğraflarımıza herkes hayran oldu ama artık tatile, iyi yerlere gidip paylaşım yapamıyorum. Bu ne kadar devam eder, sizce zaman geçmeden boşanmalı mıyım"

Teşhirciliğin insanı ne hallere düşürebildiğinin müthiş bir örneği bu itiraf ama sadece bu değil.

■ Kitabın ortasından konuşalım artık; gencecik kızlar, Bodrum'da o lahmacunu pahalı otelden tatil fotoğrafı paylaşabilmek ya da Göcek'te yat tatili yapabilmek adına babaları yaşındaki adamlarla birlikte oluyorlar.

Eskiden o pahalı lahmacunu yemek, el değmemiş koylarda yüzmek önemliydi şimdi o lahmacunu sipariş edebildiğini ya da bir yatta tatilde olduğunu gösterebilmek önemli hale geldi.

■ Televizyon programlarına bakın; TikTok, bir sosyal medya sitesi olmaktan çıkıp, evli ve eşinden ilgi görmediğini düşünen kadınların, evlerini, çocuklarını geride bırakıp, başka adamlara kaçtığı, sonra pişmanlıklar yaşadığı bir dram havuzuna döndü.

İnsan geride kalan binlerce yılda, yarattıklarından bir zamanın esiri olmuştu; şimdi de sosyal medyanın esiri durumunda.

■ Yeşilçam'ın aile odaklı filmlerini seyrederek büyümüş kuşaklarla, sosyal medyada şiddeti, dijital oyunlarda öldürmenin ödüllendirildiği, en çok öldürenin kazandığı bir ortamda büyüyen çocukların hayata karşı aynı tepkileri vermesini beklemek büyük hata.

Milli Eğitim Bakanlığı, aileyi, dayanışmayı, anlatan o filmleri okullarda öğrencilere seyrettirmeli diyeceğim, boş bir hayâl bu.

Birincisi, artık o eski anne-babalar yok, herkes evde bir ekranın esiri ve kendi dünyasında yaşıyor.

■ Çocuğun sanal dünyada ve sosyal medyada ne yaptığını takip etme meselesi sadece uyuşturucu ya da cinsellikle ilgili değil.

Eylül 2025'te Balçova'daki karakola saldırı düzenleyen, 2 polisimizi şehit eden çocuk sadece 16 yaşındaydı.

Beyni sosyal medyada yıkandı, silah kullanmayı, patlayıcı üretmeyi sosyal medyada öğrendi.

Biz unutuyoruz ama tehlike sandığımızdan çok daha hızla büyüyor aslında.

■ Gelelim fenomenler meselesine.

Çocukların önüne koyduğumuz rol modeller kimler üzerinde bir düşünelim.

Sonra çocuklarımızın özendiği o hayatların özetine bakalım.

"Para varsa mutluluk var", "annelik dilediğin gibi yaşamaya engel değil", "araban, saatin, güneş gözlüğün, karakterin ve eğitiminden önemlidir" zira "toplumda değer bulmanın birinci yolu pahalı şeylere sahip olmaktan geçiyor".

Yalan değil, Özallı yıllardan beri değer ölçütümüz zenginlik haline gelmedi mi

Kahramanmaraş'taki okul saldırısı sırasında bazı öğrenciler pencerelerden atlayarak kaçtı.

Eskiden sosyal medya yoktu, bu görgüsüzlük zehri, ülkenin yüreğine kadar ulaşmıyordu, artık ulaşıyor işte.

Üstelik eskiden açıklanabilir bir zenginlik önemliydi; bugün, zengin ol da, ne iş yaparsan yap fikrinin kabul edildiği dönemdeyiz.

■ Gözüne fener tutulmuş tavşan halinde yaşıyoruz uzun zamandır.

Instagram ve Facebook'un sahibi olan META'nın Filistin lehine paylaşımların gösterimini azalttığı, İsrail yanlısı paylaşımların gösterimini arttırdığını bile bile, sosyal medyadan duyar kasarak sadece vicdanımızı rahatlatıyoruz. Kimsenin duymayacağı, görmeyeceği, sadece eşin dostun duyabileceği çığlıklar atmanın başka bir tanımlaması olabilir mi Sevinci, tatili, düğünü, mezuniyeti ve hatta öfkeyi yakın çevre duysun diye yaşamak oldu insanlık. Ne acı.