■ Avrasyacı mısın, NATO'cu mu, İran'ı mı tutuyorsun, ABD'yi mi Milliyet için bu soruların cevabı baştan bellidir. Bu gazete 76 yıldır hep Türkiyeci oldu. Şimdi kapımızın önüne gelen savaş konusunda da tutumumuz aynı. İran, Türkiye'ye asla iyi bir komşu olmadı. Başından beri PKK'ya verdiği destek, iki yıl önce vekil güçleriyle Suriye'den Türkiye'ye parmak sallayan hali, Ankara-Bağdat yakınlaşmasını bozma uğraşı unutulacak işler değil. Böyle bir komşunun nükleer silaha sahip olmasını elbette istemiyoruz. Buna karşın, İsrail'in elindeki nükleer silahları sorgulamayan, binlerce kilometre öteden bölgeye sistem dayatan anlayışa da karşıyız. Çıkacak bir savaşın sadece masumların ölmesine yol açmayacağını aynı zamanda Türkiye için de başta göç olmak üzere çeşitli riskler barındırdığının farkındayız. Savaşa karşı olmak bizi gerçekçilikten uzaklaştırmıyor. Gelenin ne olduğunu anlamak ve anlatmak adına elimizden geleni yapıyoruz. Herkes ABD'nin F-35'lerinin sayısını konuşurken biz dört yıldır gündemde tuttuğumuz KC-46 tanker uçakların sayısına bakıyoruz. Artık kaçınılmaz görülen savaşın güç çarpanı sayıları 85'i bulan bu tanker uçaklar olacak. Tanker uçak yoğunluğu, çok sayıda uçağın, belirlenen hedeflere birden fazla sorti yapacağını gösteriyor. İsrail'in 2023'teki İran tatbikatı da her hedefe en az üç sorti planına göre yapılmıştı.
■ Milliyet, Terörsüz Türkiye için yapılan çalışmaları da aynı hassasiyetle takip ediyor. TBMM'de kurulan Komisyon'dan çıkan raporu, DEM Heyeti'nin İmralı'da yaptığı görüşmeden sonra gelen açıklamaları hep bu gözle takip ettik. İkinci aşamada en çok tartışacağımız konu belli ki "Demokratik Entegrasyon" tanımlaması olacak. Bu ifade Meclis raporunda yer almıyor, raporda, "demokratik bütünleşme", "toplumsal bütünleşme" tanımlamaları var. Buna karşın Öcalan'ın mesajında "Demokratik Entegrasyon" tanımlaması var. Ankara büromuzdan Evrin Güvendik, bu tanımlamayı, başta İskoçya ve Belçika olmak üzere çeşitli örneklerle anlatan harika bir haber yaptı. Gözünüzden kaçtıysa internet sitemizden bulup okumanızı önerebilirim.
■ Eğitim Servisi Müdürümüz Ozan Kadüker ve muhabirimiz Çiğdem Yılmaz'ın haberlerinin kaynak gösterilmeden ekranlarda kullanılmasına alışmıştık. Çıta bu kez daha da yukarıya taşındı, Ekonomi Servisi'mizden İsmail Şahin'in "Dijital Göçebelik" yazı dizisinde yer alan bilgiler, yayımlandığı gün kimi haber kanallarında dosya haber oldu. Arkadaşlarım bu iş için zaman harcıyor, emek veriyorlar, bunca emeğin karşılığında, beş saniyede söylenebilecek "Milliyet gazetesindeki habere göre" ifadesini kullanmaktan kaçınmak, o kanalları büyük yapmıyor. Ekran görsellerini paylaşmıyorum, derdimiz kimseyi üzmek değil ama biz de emeğimize saygı konusunda üzülmek istemiyoruz.
■ 1 Ocak 2024'te bu köşede "2024, medyanın en büyük savaş yılı"nı yazmıştım, Şubat 2026'yı bitirirken bir durum raporu vermem gerek.
Ancak bu bölüme geçmeden önce altını çizmem gereken başka noktalar var.
Bir odada iki ya da 200 kişinin olması iletişim için yeterli olmaz. Bir kişi konuşur, kalan 199 kişi dinlerse bunun adı iletişim değil propaganda olur.
Burhanettin Duran'ı İletişim Başkanı olmadan önceki zamanlarda tanıdım. Bölüm başkanı olduğu üniversiteye ilke sorunlu bir rektör ataması yapıldığında koltuğunu bırakabilen, istifa eden adam olarak yer etti adı kafamda. Resmi görevlerinden önce Özbekistan, Taşkent'teki İslam Medeniyetleri Merkezi'nin şantiyesini dolaştırmaktan mutlu olduğum, katıldığı televizyon programındaki yorumunu radyodan takip ederken, Ankara-İstanbul yolunda parazitsiz bir noktada arabayı emniyet şeridine çekme ihtiyacı duyduğum birisidir Burhanettin Hoca. Dışişleri Bakan Yardımcılığı döneminde Asya-Pasifik bölgesine bakıyordu, son sekiz aydır da İletişim Başkanı. Sanal medyanın, ulusal medyaları yok etmesine karşı verilen global mücadeleyi en yakından takip edenlerden birisi olarak Burhanettin Hoca ile bu meseleleri konuşabilmek, Anadolu'daki yerel gazeteler ve azınlık gazeteleri için yeni fırsat pencereleri açıldığını görmek insanı umutlandırıyor. Avrupa'da özel algoritmalarla reklam piyasasının domine edilmesine karşı açılan davalarda medya kuruluşları zaferler kazanırken, Türkiye'de yaşanan yok oluşun, dijital çağın bir sonucu olmadığını anlatabilmek, bu iletişimi kurmuş olmak bile, başlı başına önemli.
■Burhanettin Hoca, "sakin güç" denilen adamlardandır. Karar vermeden, istişare mekanizmasını kullanır, karar verdikten sonra da hedefine ilerler.
Mesela Cumhurbaş-kanlığı muhabirleriyle birden çok kere buluşup, onları dinlediğini, önerilerini aldığını biliyorum.
Önemli konularda hep ulaşılabilir durumda. Ne kendisi ne de ekibi perde arkası bilgi ya da kulis aktarmıyor ama uluslararası konularda Türkiye'nin pozisyonuna dair bilgilendirme mekanizması mutlaka işliyor. Bu sadece medya yöneticileri için geçerli bir durum değil, muhabir arkadaşlarımız da, başta Başkan Yardımcısı Ferhat Pirinçci tarafından bilgilendiriliyor. Bu sayede ocak ayında Suriye'de yaşanan gelişmelerde, "ver coşkuyu" tarzı abartılı haberleri görmedik. Burhanettin Hoca döneminde İletişim Başkanlığı'nda bir çok dairenin başkanı, yönetim ekibi neredeyse tamamen değişti. Bu işlerin sessiz sedasız olması da Burhanettin Hoca'nın sakin güç yanından kaynaklanıyor.

15