Milliyet ve gelişmeleri okumak...

■ Mekke Anlaşması, çoğu kişi için sürpriz bir gelişme sayılabilir ama Milliyet okurları için kesinlikle sürpriz olmadı. Mart ayında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Riyad'ta füzelerin altında katıldığı zirveden sonra yapılan 4'lü toplantıya dikkat çekmiş, haziran ayında da yeni bir ittifakın doğmak üzere olduğunu manşetten okurlarımıza aktarmıştık.

Diplomasi haberciliği yaparken birden çok noktaya bakıyoruz.

Milliyet, güne İsrail ve Yunanistan medyasını sadece haber değil, köşe yazılarını da tarayarak başlıyor. Bölgesel ittifakların yükselişini gördüğümüz ve martta Riyad'ta sabaha karşı sona eren toplantıyı yerinde izlediğimiz için bölge ülkelerinin medya kuruluşlarını da yakından takip ettik. Sonra parçaları birleştirmeye başladık. Ankara Büromuz, Riyad'ın başta Kaan olmak üzere savunma sanayimize duyduğu ilgiyi, Milli Savunma Bakanlığı'nın İslamabad ve Riyad ile yürüttüğü askeri ilişkileri, Dışişleri Bakanlığı koridorlarında aralıksız takip etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın diplomasiye dair kurduğu cümlelerin ardına, İletişim Başkanlığı'nın açıklamalarının satır aralarına hep bu gözle baktık. Dış Haberler Servisi'miz aynı anda iki savaşı takip ederken, diğer yandan Pakistan'dan Suudi Arabistan'a, Mısır'dan Katar'a kadar yazılan, söylenen ne varsa yazı işleri masasını besledi; yazı işleri kadromuz da zaman zaman araştırma süreçlerine katıldı. Sonuçta okurumuza nereye gittiğimizi aylar öncesinden aktarmanın tatminini yaşadık.

■ Terörsüz Türkiye sürecine dair de yazmam gerekenler var. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin çağrı yaptığı grup konuşmasının ardından ilk yaptığımız iş, örgütün içerisindeki güç merkezlerini iyi tanıyan, İmralı'nın Kandil, Avrupa, hapishaneler gibi merkezlerdeki etkisini iyi bilen bir uzmanlar listesi oluşturduk. Bu sayede analizlerimizi tahmin değil, bilgiler üzerinden yapabildik. Terör örgütünün silahları yaktığı gün Milliyet oradaydı. Ankara Temsilcimiz Didem Özel Tümer o günden beri Türkiye içerisinde ve dışında çok sayıda sempozyuma katıldı. Sürecin karşı taraftaki ve bölge aktörleri içerisindeki tüm tartışmalarını izledi. Yazı işleri masamıza özetler, süreci baltalamak isteyen ülke ve grupların yarattığı riskleri anlatan önemli bilgiler bıraktı. Terör örgütünü silahlı mücadelede bir değil, tam 6 kere bitiren Türk Silahlı Kuvvetleri asıl başarının dağa çıkışları engellemek olduğu düşüncesi ve sivil iradeye bağlılığı zaten bildiğimiz bir konuydu, ama ne yapıyorlar diye bakmadan edemedik. Yurt içinde ve dışında bulundukları noktalarda terörle mücadele için aldıkları tüm önlemlere aynen devam ettiler.

■ Sürece dair haberleri yaparken, liderlerin risk alabilme özelliklerini de hesaba kattık. 2004 yılında İsviçre'de Kıbrıs müzakereleri takvimini çoğumuz unuttuk. Annan Planı müzakereleri sürerken, Türkiye'de yerel seçimler yapıldı. O zaman Başbakan olan Erdoğan, seçimlerden bir gün sonra 29 Mart'ta İsviçre'ye geldi. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan ile buluşmasında kurduğu ilk cümle, "Bu müzakerelerin bana maliyeti yüzde 5 oy kaybı oldu, buna değecek bir çözüm bulunması gerekir" olmuştu.

Sonra Erdoğan'ın risk alabildiğini defalarca gördük. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli yaptığı çağrıyla konfor alanını ve garanti oyları terk etti. Sürece dair haberleri izlerken bu noktayı hep aklımızda tuttuk.

■ Öcalan'ın İmralı'da okuduğu kitaplara dair çıkan haberlere baktık; o kitapları alıp, hangi kısmından ne kadar etkilenmiş olabileceğini bulmaya çalıştık. Geçmiş dönemin İmralı Notları'nı tekrar okuduk. Örgütün tüm propaganda kanallarında yazılan çizilenleri de dikkatle takip ettik.

■ Gazeteci şansımız da bazen yardımcı oldu. Mesela MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin "TBMM'de 100 kişilik bir komisyon kurulsun" önerisinden sadece 20 saat sonra TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile beraber Saraybosna'ya uçtum. Başkan ile röportajın ana konusu da bu oldu haliyle. Röportaj harici sohbet sırasında Numan Kurtuluş, bu süreci kişisel popülarite aracı yapmayacağını, Komisyon'a katılacak üyelerin de bu yönde davranmayacaklarını, davranmaya kalkan olursa da buna izin vermeyeceğini söylemişti. Susurluk Komisyonu ve Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu çalışmalarını takip eden biri olarak, hayatta olmaz demiştim yanılmışım. Numan Bey'le tüm süreç boyunca sabahın çok erken saatlerinden gece yarısından sonraki saatler dahil, birkaç kere daha buluştuk. Her buluşmadan sonra aklımda kalan şey, Meclis Başkanı'nın sadece Komisyon çalışmalarına başkanlık etmekle kalmadığı, partiler arasındaki uyum ve Meclis'te tıkanan noktaların açılması konusunda ciddi bir çaba sarf ettiği oldu.