Miçotakis'in çantasında ne var

■ Yunanistan Başbakanı Miçotakis, bugün Türkiye'ye geliyor. Gecikmiş bu toplantıdan çıkabilecek en iyi sonuç, iki ülke ilişkilerindeki sakin sular pozisyonunun korunması ve iletişim kanallarının açık olduğunun teyit edilmesi…

■ Yunanistan'da 2027'de genel seçim var, Türkiye'de de en geç Nisan 2028'de seçimler var. Özellikle Yunanistan siyasetinde Türkiye bir tabu olduğu için Ankara ile Atina'nın anlaşamadıkları konuların sayısında dahi anlaşmaları mümkün değil. Başbakan Miçotakis, Ankara'ya geldiği için bile eleştirildi. Yunanistan siyasetinde Türkiye kartı o kadar çok kullanıldı ki, gerçekle bağ koptu. Bu ziyaretin yapılabiliyor olması bile başarı sayılabilir.

■ Atina'da dikkat çeken iki okuma var. Birincisi, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile arası iyi olan ABD Başkanı Trump'ın, ilişkilere müdahalede bulunmasını istemiyorlar. Başbakan Miçotakis'in, ABD medyasına yaptığı açıklamada "Tecrübeli liderleriz, sorunu çözebiliriz" açıklaması da aslında Washington'ın konuya taraf olmasını istememesinden kaynaklanıyor. Burada karşımıza çıkan soru şu, ABD'nin konuya müdahalesine karşı olup da AB'nin sonuna kadar müdahale etmesini istemek bir çelişki değil mi Kaldı ki, Avrupa'nın savunma ihtiyacı dolayısıyla Türkiye'ye yakınlaşması da Yunanistan'ı rahatsız eden unsurlardan birisi.

■ Atina, İsrail ve Güney Kıbrıs ile kurdukları askeri ittifak konusunun Türkiye-Yunanistan ilişkilerini alakadar eden bir konu olarak görülmemesi gerektiği kanısında. İsrailli Bakanların ve Netanyahu'nun açıklamalarında yer alan Türkiye karşıtlığında birleşme mesajı bu haliyle yerine oturmuyor. Neyse ki, İsrail'in kendi çıkarları için Yunanistan'ı tehlikeye atıp atmadığına dair bir sorgulama Yunanistan'da da başlamış durumda. Başbakan Miçotakis kamuoyu yoklamalarını okuma konusunda başarılı bir geçmişe sahip. Netanyahu'nun menfaatleriyle Yunanistan'ın menfaatleri arasındaki çelişkiyi mutlaka fark edecek ve gerektiği zamanda doğru noktada duracaktır diye umuyorum.

■ Kamuoyu yoklaması derken Güney Kıbrıs'ta yapılan bir kamuoyu yoklamasında halkın, İsrail'e Yunanistan'dan daha fazla güvendiği gibi bir sonuca ulaşılmış. Açıkçası bu kamuoyu yoklamasını çok da ciddiye almamak gerekiyor. Yunanistan, Kıbrıs konusunda mücadele etmiş bir ülkedir. Bir zamanlar Enosis diye gelen Başpiskopos Makarios'a kapıyı gösteren Yunanistan Başbakanı'ndan bugüne bir günde gelmedik. Albaylar Cuntası'nın Kıbrıs'taki 15 Temmuz darbesinin yaşananlarda büyük payı var ama bir başka gerçek daha var. Nikos Sampson, anılarında, Atina'yı ziyaret edecek Başbakan Menderes'e suikast girişimi hazırlığı yaparken, Yunanistan Gizli Servisi tarafından kovalandıklarını anlatır. İyi yanından bakacak olursak, Atina'da her zaman Türkiye ile ilişkilerin kontrolden çıkmasını kabul etmeyen bir devlet aklı var.

■ Atina'daki ikinci okuma biraz daha garip. Yunanistan medyası bu okumayı yazdı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın tepkilerden korkmadığını, Türkiye adına yeni taleplerde bulunabildiğine dikkat çekti. Erdoğan'ın Yunanistan'dan Türkiye adına dile getirdiği talepler aslında 1947 Paris Antlaşması başta olmak üzere Lozan ve Londra antlaşmalarına uyulması yolunda. Atina'nın Erdoğan'ın yeni bir talepte bulunmaması bile lehimizedir anlayışı kıta sahanlığı meselesinde mevcut pozisyonun değişmemesi, Doğu Akdeniz kaynaklarının paylaşılması talepleri. Bunları konuşup çözebilmenin birinci yolu sağlıklı bir müzakere ortamı kurmaktan geçiyor. Bunun için de birinci şart, Yunanistan siyasetinde Türkiye konusunun her zaman sonuç veren bir kart olarak görülmemesi. Burada sadece siyasetçilere değil, Yunanistan medyasına da ciddi bir görev düşüyor.

■ Bu görev yerine gelir mi çok emin değilim. Dün ciddiye aldığım bir Yunanistan gazetesinde okuduğum bölümü aktarıyorum size: "Yunanistan silahlanma ve askeri reform programlarını artırırken Türkiye ile sakin bir diyalog kurulmasıdır. Bu da Yunanistan'daki siyasi güçler arasında daha büyük bir uzlaşma sağlanması ve vatandaşların zamanın tehlikeleri konusunda bilgilendirilmesi yönünde önemli çabalara alan açmalıdır." Bardağın yarısı dolu mu boş mu diye soru sorduran bir cümle bu. Bir yandan siyasetin Türkiye ile sakin ilişkileri kabullenmesi gerektiği mesajını veriyor diğer yandan silahlanmaya devam çağrısı içeriyor. İthalata dayalı silahlanmanın Yunanistan halkına ekonomik sorun olarak döndüğünü görmek, nereye kadar silahlanma diye sormak hakkı doğuran bir cümle bu. En kötüsü de paragrafın kalıcı bir barışı seçenek dahi öngörmemesi.