Kaybolan yıllarımı verseler demeyelim de...

7-8 Temmuz'da, dünyanın nereye gideceğine Ankara'da karar verilecek.

Bunu ben değil ABD Dışişleri Bakanı dahil zirveye katılacak ülkelerin yetkilileri söylüyor.

ABD-AB ilişkilerinde iplerin kopup kopmayacağı, NATO'nun odak noktasının Avrupa'dan Güney'e kayıp kaymayacağı, Ukrayna savaşının geleceği, İran savaşından çıkan dersler ve sorunlu alanlar, İsrail yayılmacılığının yarattığı bölgesel riskler, bunların hepsi Ankara'da konuşulacak.

Trump, İspanya Başbakanı, Fransa Cumhurbaşkanı, Almanya ve İngiltere başbakanlarıyla mesafeli çok tartışma yaşadı, şimdi herkes aynı salonda olacak.

Çıkacak sonuç ne olursa olsun, Türkiye'yi ve geleceğimizi çok yakından alakadar ediyor bu zirve.

2026 yılına girerken Türkiye'nin bu seneki odak noktası Terörsüz Türkiye hedefi olur diyorduk.

Odağımız İran'a yönelik İsrail-ABD saldırısında kaydı ilk önce, son iki haftadır da ana muhalefet partisinde yaşananları konuşuyoruz.

CHP'de olup bitenler elbette konuşulmalı ama sadece bu konuşulmamalı...

Cumhuriyet 103 yaşında, PKK kurulalı 48 yıl, ilk silahlı eyleminin üzerinden 42 yıl geçti. Türkiye'nin geleceği açısından çok önemli bir dönemeçteyiz.

ABD'nin İsrail'i rahatlatmak adına biz dahil birçok ülkeden İbrahim Anlaşmalarına katılma talebinde bulunması, sonbaharda Netanyahu gölgesinden kurtulması ihtimal dahilinde olan İsrail'in barışa nasıl ikna edileceği gibi ciddi meselelerimiz var.

Günler ya da haftalar kaybolursa telafi edilir de 2026 yılını tamamen kaybetme lüksümüz yok.

Her nerede yaşıyor ve yaşatılıyorsan...

Reha Muhtar'ın sunduğu bültenlerin sonundaki veda cümlesiydi başlık, İyi akşamlar Türkiye der, devam ederdi.

1990'lı yılların başında televizyonda yayımlanan ve bir radyo programcısının telefonla arayan dinleyicilerinin hayatına dahil oldukları bir televizyon dizisinin sonunda da vardı aslında bu cümle.

O dizinin ömrü çok uzun olmadı ama Reha Muhtar'ın televizyonculuk kariyeri oldukça uzun oldu.

Reha Muhtar televizyonculuğa bir gösteriden çok bir reyting mühendisliği olarak bakıyordu.

Halkın ilgisini yakalama ve onu kendi kanalında uzun tutma sanatında başarılıydı. İyi eğitimine aykırı sayılabilecek birçok işi bu amaç uğruna yaptı, reyting birinciliği başarıysa, başarılı da oldu.

Reha Muhtar ile hiç çalışmadım ama ekibindeki çok insan mesai arkadaşım oldu, yönetim tarzı insan değil başarı odaklıydı. Her bültenden sonra saatler süren toplantılar, gece yarısı evine giden, sabah erkenden mesaiye gelmek zorunda olan çalışanlar. Ekibini hep zorladı, en iyi konukların bulunması için baskı yaptı.

İmralı'da Öcalan Davası'nın başladığı günlerde tanıklık yapan hemşire Yıldız Namdar için Mudanya'da verilen medya meydan muharebesi de aklımda, flaş, flaş, Öcalan vuruldu alt yazısından sonra bültende Öcalan'ın posterine ateş edildiği haberini sunarken yüzündeki muzip ifade de...

Ahmet Kaya'nın toplu linçe uğradığı 1999'daki gecede eline mikrofonu alıp Memleketim şarkısını başlatan oydu. Sabah'ta yazdığım dönemde Ahmet Kaya'nın sözleri, Reha Muhtar tarzı haberciliğin Türkiye'ye verdiği zarardan daha büyük değil diye yazmıştım, köşelerden itilmiştik biraz.

Yine de bildiği tarz televizyonculuk, ANAP iktidarında pek işe yaramadığı için koltuğundan olmuştu.