Kıbrıs Adası'nın yüzölçümü toplam 3 bin 572 mil kare, bizim kullandığımız ölçü birimiyle de 9 bin 251 kilometrekare.
Önce neden Rum Kesimi'nin kullandığı ölçü birimini kullandığımı açıklayarak başlayayım:
Artık karşımızda Kıbrıs Cumhuriyeti'nin devamı olduğunu iddia etse de, egemenliğini bir başka ülkeye devretmiş bir yapı var.
Abartmadığımı örnekle açıklayayım, Güney Kıbrıs'ta Larnaka ve Baf havalimanlarının güvenliğini İsrail istihbaratı sağlıyor.
İsrail'in Göç Bakanı'nın mektubu yazılı emir olarak belediyelere yollanıyor.
Egemenlik hakkını İsrail'e terk etmiş bir yönetim devlet sayılamaz.
Madem İsrail Türkiye ile hesaplaşma iştahını Suriye'den Kıbrıs'a taşıdı, madem Güney Kıbrıs, düşmanımın düşmanı dostumdur mantığıyla hareket ediyor, o zaman bu tercihin sonuçları olacaktır ve bu sonuçlar Ada'nın sadece Kuzey kesiminde değil Güney'inde de sonuna kadar hissedilecektir.
Bu cümlenin üzerine atlayıp, Türkler bizi işgalle tehdit ediyorlar diye goygoy yapacaklar hiç boşuna heveslenmesin.
Türkiye isteseydi 1974'te Kıbrıs'ın tamamını denetimi altına alabilirdi, almadı, Barış Harekatı sırasında başta Baf olmak üzere Güney'de kalan Türklerin uğradığı vahşi saldırıları gerekçe göstererek ilerlemek mümkündü. Bu yapılmadı, aksine Güney'de kalan Türkler 1975'e kadar insanlık dışı koşullarda, kamplarda yaşadılar.
Bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde, Ada'daki tüm Rumları denize dökmeyi, öldürmeyi hayal eden faşist gruplar yok ama Güney'de ELAM var.
Rum Kesimi'nde Ortodoks Kilise papazlarına silah eğitimi verdirirken, Türk tarafında imamlar ağaç diktiler.
Sonuçları tüm Ada'yı kapsar dediğim şey, sınır geçişlerinin durmasından tutun da Kıbrıs Türklerinin egemenlik haklarını yok sayan her anlaşmanın Avrupa Adalet Divanı'na götürülmesi ya da Rum Kesimi'nin AB üyeliğine dair 1960 Kurucu Antlaşması gereği hukuki mücadele başlatmak dahil çeşitli yolları var.
★★★
İsrail'in Kıbrıs politikası üç ayaklı.
Birincisi enerji kaynaklarını işletmek, Kıbrıs üzerinden Avrupa'ya ulaştırmak.
İkincisi, Doğu Akdeniz'de son derece stratejik bir noktada söz sahibi olmak.
Üçüncüsü de Kıbrıs'ın her yerine yerleşerek, toprak satın alarak yedek bir ülkeye sahip olmak.
Bu projeye en büyük engel Türkiye'nin Kıbrıs'taki varlığı.
İsrail, Türkiye ile olan hesaplaşmasına Avrupa Birliğini de katmak istiyor. Bu yüzden de Rum Kesimi ve Atina'yı kullanacak adımlar atıyor.
Brüksel bu zokayı yutar mı, hayır diyemiyorum.
Annan Planı referandumunda komiserlerinin uğradığı sansüre,1999 Helsinki Zirvesi kararlarına, barış antlaşması imzalanmamış bir savaşın ateşkes haline rağmen Rumlar'ı tam üye yaptılar, Kuzey'in barış yanlısı tutumuna karşı ise yaptırımlara devam ettiler.
Fakat bugün bir başka dünyada yaşıyoruz.
2004'te Brüksel herkes için Avrupa Birliği'nin başkentiydi, 2025'te Brüksel herkes için NATO'nun başkenti.
Türkiye olmazsa NATO'nun Güney kanadı çöker, Yunanistan'ın askeri gücü sınırlı, savunma sanayisi dışa bağımlı.
Brüksel'den, Avrupa Parlamentosu'ndan ne karar çıkarsa çıksın, Berlin ve Paris, İsrail'in oyuncağı olmuş Rum Kesimi için Türkiye'yi karşılarına almazlar.
Rum Kesimi'nin zamanın ruhunu okuyamama hastalığını 1974'ten beri biliyoruz zaten.
Faşist, sadece Türkleri değil barış yanlısı Rumları da katleden EOKA'nın 70. yaşını tüm okullarda kutlayan Yunanistan dazamanın ruhunu okuyamıyor.
Okuyabilselerdi Yunanistan Başbakanı Miçotakis, durmadan ertelediği 2025 Türkiye ziyaretini bugüne kadar çoktan gerçekleştirmiş olurdu.
Geldiğimiz noktada, zamanın ruhunu okuyamayanların İsrail'in yazdığı oyunda yan rolü kabul etmeleri kendileri adına ne kadar hazin bir durum.

3