Avrupa Parlamentosu'nun Kıbrıs'ta 1974'te Rum kadın ve kız çocuklarına cinsel şiddet uygulandığı iddialarına yer veren kararına tüm Türkiye öfkelendi.
Avrupa Parlamentosu Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komitesi tarafından parlamento gündemine taşınan ve Yunanlı üye Eleonora Meleti'nin raportörlüğünde hazırlanan metin aslında Avrupa Parlamentosu'nun gerçekte Haçlı Parlamentosu gibi çalıştığının en büyük kanıtı haline geldi.
★★★
Yunanistan Ordusu'ndan General Napoleon Zervasve emrindeki EDES birlikleri Haziran 1944'ten Mart 1945'e kadar Çamerya'da 745 Arnavut kadına tecavüz etti.
Aynı zaman diliminde 2 bin 900 erkeği, 214 kadını ve 96 çocuğu katlettiler. Tam 35 bin kişiyi mülteci konumuna getirdiler.
Bu bilgiyi bize tecavüzcü diyenler de aslında tecavüzcü demek için yazmadım.
Bilgiyi vermemin sebebi, Türkiye söz konusu olduğunda, gerçekle bağdaşmayan kararları almaktan çekinmeyen Avrupa Parlamentosu'nun, Yunanistan Ordusu'nun Arnavutluk'taki sistematik tecavüz uygulamasını görmezden gelmesi...
Arnavutluk Cumhuriyeti Meclisi 1994 yılında 27 Haziran'ı resmi olarak "Soykırım Günü" ilan etti ama Yunanistan konunun varlığını tamamen reddediyor.
Yunanistan'ın AB üyesi olması sebebiyle, Avrupa Parlamentosu Arnavutluk'taki sivil toplum örgütlerinden yapılan başvurulara rağmen bu konuyu doğrudan gündemine almaktan kaçınıyor. Arnavutluk'un tam üyelik raporları hazırlanırken zaman zaman mülkiyet hakları bağlamında Çamerya meselesi açılıyor, Yunanlı milletvekilleri konunun gündeme alınmasını engelliyor. Örnek mi, Balkanlardaki sivil toplum örgütlerinin Avrupa Parlamentosu Güneybatı Avrupa Komitesi gibi karar mekanizmalarındaki parlamenterlere ilettiği karar taslakları asla Parlamento gündemine alınmadı.
Avrupa Parlamentosu için Arnavutluk'taki Müslüman kadınların ya da Kıbrıslı Türk Müslüman kadınların yıllar boyunca uğradıkları tecavüzün bir önemi yok.
Bu karar metniyle parlamentonun kadın olmak ve tecavüze uğramakla değil Hristiyan olmayı önemsediğini hep beraber anlamış olduk.
★★★
Avrupa Birliği, Çamerya'yı ya da Kıbrıslı Türk kadınların yaşadıkları acıları görmezden gelerek aslında Kıbrıs müzakerelerinde taraf olamayacağını da gösterdi.
Tiran'ın konuyu uluslararası platformlara taşıma çabalarına karşılık Atina, Brüksel kartını bir silah olarak kullanıyor ve Arnavutluk'u tam üyelik müzakerelerini dondurmak ve üyeliğini veto etmekle tehdit ediyor.
Tiran yaşananlar için Atina'dan özür bekliyor, Atina'nın 1940 yılından beri Arnavutluk'a karşı kâğıt üzerinde hukuken sürdürdüğü "Savaş Hali Yasasını" iptal etmiyor.
Bu yasa, sürülen Arnavutların mirasçılarının mülklerini geri alabilmelerine en büyük hukuki engel durumunda.
Türkiye'nin Ege'deki casus belli kararını savaş tehdidi diye tanımlayıp, 1940'tan beri 86 yıldır savaş yasasını gündemde tutan bir Atina var karşımızda.
Daha da önemlisi Atina, Avrupa Birliği üyesi olduğu için bu acıları görmezden gelen, ses çıkarmayan bir Avrupa Birliği var. Adı Avrupa Birliği ama işlevi Hristiyan Kulübü.
★★★
Gelelim Kıbrıs karar metnine ve suçlamalara...
1963 Kanlı Noel olaylarından 1974'e kadar geçen süreçte, özellikle kuşatma altında kalan Türk köylerinde (örneğin Muratağa, Sandallar, Atlılar ve Ayvasıl katliamlarında) Kıbrıslı Türk kadınların Rum milisler tarafından ağır cinsel saldırılara ve katliamlara maruz kaldığı biliniyor. Barış Harekatı'ndan sonra başlayan müzakerelerde Denktaş ve Klerides, toplumsal baskı ve namus algısı nedeniyle tecavüz vakalarına dair insani iş birliği yürüttüler. Avrupa Parlamentosu'ndaki ahlaklı iki isim, İtalyan Cecilia Strada ve Kıbrıslı Rum Giorgos Georgiou, genel kurulda yaptıkları konuşmalarda, EOKA-B'nin Türk köylerinde kadınları katlettiğini ve tecavüz ettiğini itiraf ederek adadaki "ortak acının" tek taraflı siyasi malzemeye dönüştürülmesini eleştirdi ama Hristiyan Kulübü bunu umursamadı. Bu haliyle Kıbrıs'ta başlaması muhtemel müzakerelere Avrupa Birliği'nin gözlemci bile olarak katılmaması gerekir.

29