Durmuş saat olarak, Trump yönetimi...

Trump, "Güçlüyüm ve haklıyım, hukuk da neymiş" deme dönemini yaşatıyor dünyaya.

Bir ülkenin liderini yatağından alıp ABD'ye götürmek de ABD sokaklarında insan avına çıkmak da, aynı dürtünün sonucu.

Birinin uluslararası hukukta yeri yok, diğeri ABD'de 150 yıl kadar önce savaş dönemleri için çıkarılmış bir yasanın kötü niyetli kullanımı.

Bu durmuş hatta geriye giden saatin zamanı doğru gösterdiği anlardan birisi ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Barrack'ın Irak'a uyarısı oldu.

Barrack, Irak'ta İran güdümünde bir hükümet kurulmasını hoş karşılamayacaklarını belirtti.

Haklı mı, çok haklı.

Mevcut Başbakan Sudani yerine Şii bloğun Başbakan Adayı olarak belirlediği Maliki, bilmediğimiz bir isim değil.

Daha 2012'de, terör örgütü PKK'ya Suriye'de Esad'a destek karşılığında kolaylıklar sağlayacaklarını söylediği yazılıp çizilmiş kişi.

Döneminde Türkiye-Irak ilişkilerinde kayda değer bir ilerleme sağlanamadı.

İran'ın terör örgütünü kullanan politikasının bir benzerini Başbakan olarak Maliki uyguladı.

ABD Suriye Özel Temsilcisi'nin İran kontrolünde Hükümet uyarısını Barzani'ye yapması boşuna değil zira Kürtler de Maliki'ye destek veriyorlar.

Ne acayip değil mi, Sudani ile Cumhurbaşkanı Erdoğan bölgeyi kalkındırıp terörü kökten bitirecek anlaşmalar yaptılar, Irak'ın kuzeyindeki aşiret siyaseti, by-pass edilme endişesiyle bu anlaşmaları bozmaya çalışacak adama destek veriyor.

ABD'nin sürece müdahalesi Türkiye'ye destek için değil bölgedeki İran hegemonyasını kırma planının bir parçası ama bu planda Türkiye'nin menfaatleriyle ABD'nin beklentisi arasında bir kesişim var.

Irak'ta olup bitenler, gelecek dönem açısından son derece önemli ve bu sıralar geriye giden saat günde iki kere de olsa doğruyu gösteriyor…

Cehaletten barış çıkarmaya çalışmak...

Fotoğraflar çok şey anlatır, gördüğünüz propaganda fotoğrafı aslında aynı zamanda bir cehalet fotoğrafıdır.

Karede gördüğümüz 3 kişiden birisi ve en önemli olanı AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen.

Lefkoşa'daki Yeşil Hat'ta Leyen'in yanında Rum Yönetimi Lideri ile Girne'deki evine gidemediği için gördüğü manevi zarar nedeniyle AİHM vasıtasıyla Türkiye'den yaklaşık 1 milyon dolar tazminat alan Titina Loizidou var.

AB Komisyonu Başkanı ocak ortasındaki bu geziden çok etkilendiğini yazıp çizmişti.

Cehalet işte tam burada başlıyor, Ursula von der Leyen, Yeşil Hat'ın 1956'da İngiliz sömürge generali tarafından çizildiğini bilmez.

1960'ta Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduktan sonra da devam ettiğini, Limasol, Mağusa, Larnaka ve Baf'ta Rumlar ve Türklerin ayrı mahallelerde yaşadıklarını ve iki belediye başkanı seçildiğini de bilmez.

Rumlar ne okullardaki çocuklarına ne de dünyaya EOKA'yı, Sampson Darbesi'ni anlatmıyor, tarihi Türkiye'nin çıkarmasından başlatıyorlar.

O çıkarmayı yapmaya neyin sebep olduğunu benim yazmamın bir önemi yok.

Sayfada bastığım diğer fotoğraf Kıbrıs Rum Kesimi'nin en etkili partisi AKEL'in duyurusu.

AKEL ne diyor, EOKA katildir diyor ki, İngiliz'den çok Rum öldürdüğünü bu köşede rakamlarıyla yazmıştım.

Daha önemlisi Yeşil Hat'tı AB Komisyonu Başkanı'yla dolaşan Rum Yönetimi Lideri'nin bu faşist katil sürüsünü yücelttiğini ve anma programlarına katılım gösterdiğini yazıyor, aşırı sağcı ELAM'ın, Rum siyasetine gölgesinden bahsediyor.