Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde sayısı az ama sesi çok çıkan bir grup var; Türkiye'ye "İşgalci" demeyi demokrasi zannediyorlar.
Türkiye'nin 1974'ten beri uyguladığı Kıbrıs politikalarına eleştiri demokrasinin sınırları içerisindedir.
Maliye politikalarına ya da eğitim müfredatına dair eleştiriler de olabilir, Ada'ya kimlik kartıyla giriş kararının yarattığı sıkıntılarından da söz edilebilir.
Demokrasi bunların hepsini kapsar ama Türkiye'ye "İşgalci" dediğiniz an, iş demokrasinin dışına çıkar.
1960 Antlaşmaları, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ve Ada'daki Anayasal düzeni koruma hakkını 3 garantör ülkeye verdi.
Türkiye'nin Enosis'i hemen gerçekleştirmek isteyen Sampson Darbesi'nin ardından Ada'ya müdahalesi uluslararası anlaşmalardan doğan hakkıdır.
Birleşmiş Milletler'in aksi yöndeki kararlarını biliyorum ama Güvenlik Konseyi'nin 1964'te Rumları Kıbrıs Cumhuriyeti temsilcisi kabul ettiği karar büyük bir hatadır.
Niye hata, Türkiye'ye "İşgalci" diyebilenlerle cesaretle tartışalım.
Ada'daki anayasal düzeni ilk bozan Türkiye olmadı; Kasım 1963'te Devlet Başkanı olarak Makarios, 13 maddelik Anayasa değişikliği önerisiyle Türkleri kurucu ortak statüsünden çıkarıp, azınlık haline getirmek istemedi mi Her seviyede Anayasa'nın Türklere tanıdığı veto hakkını kaldırmaya çalışmadı mı Ordu ve polisteki yapılanmayı yüzde 60 Rum, yüzde 40 Türk'ten, yüzde 82 Rum, yüzde 18 Türk'e çevirmek istemedi mi
Bugün Kuzey Kıbrıs'ta Türkiye'ye "işgalci" diyebilen azınlık; 1964 Kıbrıs'ının 2026 Gazze'sinden ne farkı vardı
Nüfusun yüzde 30'u yüzde 3'lük bir toprak parçasına sıkıştırılmış, çadır kentlerde yaşamıyor muydu
Türklerin toplandığı alanlara Rum Mili Muhafız Ordusu ve EOKA militanlarınca abluka uygulanmıyor muydu
O abluka nedeniyle yiyecek, ilaç yardımları bile genellikle içeriye sokulmuyordu. Sağlık hizmetlerini Türkiye'den gizlice Ada'ya gelen doktorlar vermiyor muydu
Rumlar Kızılay'ın yolladığı yardımlardaki çocuk bezi ya da bebek mallarına aşırı gümrük vergileri uygulamadı mı Gıda malzemeleri depolarda çürüyünceye kadar gümrüklerde bekletilmedi mi Türk devlet memurlarının maaşları kesilmedi mi, gereken paraları Türkiye ödemedi mi
İsrail'in Gazze ablukasından beter ablukaya karşı Türkiye küçük sandallarla Ada'ya gizlice yardım ulaştırmadı mı
Bu insanlık dramına rağmen 62 yıl önce Rumları Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tek temsilcisi ilan eden Güvenlik Konseyi kararları ahlaklı kararlar değildir.
★★★
Bu "işgal" ve son dönemde buna eklenen "istila" cümlesini kurabilenler için demokrasinin hukuk sınırları dışında ahlaki sınırları olduğunu da hatırlatmak lazım.
Rum tarafında "Türkiye işgalci" tezini savunmayan, EOKA katliamlarını hatırlatan devlet memurları soruşturma geçirir ve genellikle işlerini kaybederler.
Tek sıkıntı bu olmaz, sokakta da ELAM gibi aşırı sağcı, milliyetçi ve neo-faşist grupların fiziki veya sözlü saldırılarına uğrama riski ortaya çıkar...
KKTC'de kimse saldırıya uğramaz; asla uğramamalı da zaten, bunu "Harikalar Diyarı" zannettiğiniz Rum Kesimi'ni anlatmak için yazdım.
Ahlaki sınırlardan bahsedeceğiz ya, hadi başlayalım:
2004'te Annan Planı'na Rum tarafının yüzde 76'sı hayır demedi mi AB Bakanları'na televizyonlarda sansür uygulanmadı mı
2017'de Crans-Montana'da masadan kim kalktı Rumlar masadan Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğini topluma izah edemeyiz diye kalkmadılar mı
Türkiye, nasıl bir "işgalci" ki, gerçek bir barış umudu adına her zaman elini uzatan ülke konumunda olabiliyor
Rumlar nasıl bir barış güvercini ki, ne zaman barışa yaklaşılsa hayır diyor, masadan kalkıyorlar
Ahlaktan bahsedeceksek sadece geçmişe değil bugüne de bakalım:
Rum ders kitaplarına göre, Enosis mücadelesi sırasında tek bir Kıbrıs Türkü'nün dahi burnu kanamadı," işgalci" Türkiye, 1974'te birden Ada'ya geldi.
Devlet okullarında okutulan bir İngilizce ders kitabında Mustafa Kemal Atatürk'ten "Türkiye'nin en büyük kahramanı" olarak bahsedilen 36. sayfanın öğretmenler tarafından yırtılması talimatını veren Rum Milli Eğitim Bakanlığı değil mi
İster KKTC devletini destekle, ister Federasyon'u savun ama önce ahlaklı ve vicdanlı olmak lazım.
★★★
Türkiye'ye "işgalci ve istilacı" diyebilen edepsizlik için benim söylediklerimin önemi yok.
Ömürleri Kıbrıs'ta onurlu bir barışı savunmakla geçmiş olan iki isim, ikisi de CTP Genel Başkanı, Başbakan ve KKTC Cumhurbaşkanı oldular.
KKTC'nin 2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve son Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman. İkisi de Kıbrıs Türkü'ne azınlık muamelesi yapılmasına karşı, ikisi de siyasi eşitliğin olmazsa olmaz olduğunu söylüyor.
Rum tarafı Doğu Akdeniz'e santim kıyısı olmayanlara, Kıbrıs meselesinin tarafı olmayanlara askeri üsler verirken, Doğu Akdeniz'deki en uzun kıyı şeridine sahip Türkiye'nin kurucu antlaşmayla sahip olduğu garantörlük hakkının sulandırılmasına izin vermiyor.
Kimse Avrupa Birliği masalı anlatmaya kalkmasın, AB dediğiniz Kıbrıslı Rum kadınların acılarını ciddiye alıp, Kıbrıslı Türk kadınların acılarını yok sayan kurum.
Yakınlarda kaybettiğimiz, Kıbrıs'ta Federasyon fikrini savunan, benim de tanıdığım için mutlu olduğum Sevgül Uludağ'ın Kıbrıslı Türk kadınlara edilen tecavüzleri anlattığı sayfalarını da yok mu sayacaksınız

27