Yazar, Arçelik'in 40 yılına damga vuran başarısını anlatırken, marka ve tüketim davranışlarımızın birlikte evrimini gözlemliyor. Arçelik'in servis ağı ve üretim stratejisiyle nasıl pazar lider olduğunu örneklerle açıklıyor, ancak yazı teknolojik ilerlemenin sosyal hayatımızı parçaladığı sorusuyla bitiriyor: İleriyi arayan tüketim, aile bağlarımıza karşılık mı geldi?
Bugüne kadar markalar üzerine hiç yazmadım, aslında bu da bir marka yazısı değil, bir markanın Türkiye ile beraber değişiminin hikâyesi.
Türkiye'de renkli televizyon yayını 1982'de başladı, belirli programlar renkli diğer yayınlar yine siyah-beyazdı.
Arçelik ilk renkli televizyonu 1981'de üretti ama o televizyon sıradan vatandaşlar için 1980'lerin sonu, 1990'ların başında alınabilir hale geldi.
1986 Dünya Kupası'nı bayilerin vitrinindeki renkli televizyonlarda izleyen insanlar, 1990'da evlerinde ekran başına geçtiler.
O zamanlar televizyon, evin değerlisiydi, kimi yerlerde üzerine dantel örtüler konur kimi yerlerde toz çekmesin diye çarşafla korunurdu.
Benzer bir durum çamaşır makineleriiçin de geçerli aslında.
Arçelik Türkiye'de ilk tam otomatik çamaşır makinesini 1975'te üretti. Sıkma aşamasındaki yürüyüşü meşhur olan makineler bunlardı.
Sonra lüks semtlerdeki apartmanların ihtiyacı olan iki model geldi: ARY-21ve ARY-22.
Bu iki makinenin özelliği apartmanlarda hidrofordan gelen sıcak suyu alabilmesiydi. Çift girişli makineye sahip olmak birden prestij meselesi haline geldi.
Tek su girişli ilk makine ARY-216 piyasaya çıktığı zaman talep patladı ama çeyiz alışverişlerinde, apartmanında sıcak su sistemi olmayan nişanlılara, illa çift su girişli makine olsun baskısı yapan çok insan gördüm aile şirketimizde.
Sosyolojinin değiştiği noktayı yazayım, eskiden tüketim davranışımız daha kontrolsüzdü. Mesela, altın ve gümüş yemek takımı olmayanların program sayısı en fazla bulaşık makinesini istemesi, iki kişilik bir ailenin 10 kişiye yetecek genişlikte buzdolabı alma çabası, televizyon ya da klima alırken oda büyüklüğünün değil en büyük ekranı, en güçlü motoru seçmek gibi özelliklerimiz vardı.
Biz ihtiyacımıza göre alışveriş yapmayı öğrendik, Arçelik de talebe göre üretim yapmayı öğrendi.
Mesela alt çekmecesi derin dondurucu olan ilk 3 kapılı dolaplar çok iş yapmadı zira buzdolabına tencere koyan bir ülke için en yetersiz kaldı.
Bugünün gençlerine komik gelecektir ama eskiden tüketici için televizyonun renkleri değil "iyi çekmesi" önemliydi.
Yayını net gösterme konusunda maharetin televizyonda değil antende olduğunun anlaşılması çok zaman aldı.
Araba ya da buzdolabı ya da televizyon fark etmez, kullanma kılavuzu okumayı sevmeyen bir ülkeyiz biz.
Kullanım hataları, bilgi eksiklikleriya da arızalarda, Arçelik tüm rakiplerini geride bırakan bir iş yapıp, kurduğu servis düzeniyle her zaman sattığı malın sahibi gibi davrandı. Anneannemin evinde 1958'de alınmış Kelvinator marka bir buzdolabıvardı. Kelvinator, 1990'ların başında tekrar Türkiye pazarına girdi, en fazla programı olan, kapasitesi en yüksek makineleri piyasaya sürdü ama servis ağı olmadığı için kısa sürede bu hikâye bitiverdi.

24