Ulusal egemenlik

Yazara göre Türkiye 23 Nisan'ın ruhu olan halk egemenliğinden ABD desteğiyle uzaklaştırılıyor; peki bu analiz, seçim sonuçlarını çöpe atmak kadar radikal bir değerlendirmeyi nasıl haklı kılıyor?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, AKP ve MHP iktidarının halk egemenliğini oligarşik odaklara teslim ederek, 1920'deki Cumhuriyet idealini ABD emperyalizminin desteğiyle ortadan kaldırdığını iddia ediyor. Bu iddianın temelinde, 2002'den bugüne anayasanın sistematik ihlali ve muhalefet liderlerinin tutuklanması yer alıyor; ancak egemenliğin "gasp edilmesi" ile meşru muhalefet arasındaki sınırı nasıl tanımlamalı?

Önceki gün, Ulusal Egemenlik ve ocuk Bayramı tüm yurtta kutlandı. Samimi olarak bu bayramı kutlayanlar elbette ulusal egemenliğe inanmış kesimlerdi. Ulusal egemenliği ayaklar altına alıp kişisel egemenlik peşinde koşan yöneticiler ve siyasetçiler ise bayramı göstermelik olarak kutladılar, kameraların önünde sahte pozlar verdiler.

23 Nisan 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi kuruldu. Böylece egemenliğin padişahın ve halifenin elinden alınıp, ulusa, halka, millete devredilmesi için ilk büyük adım atıldı.

TBMM kararlarıyla 1 Kasım 1922'de padişahlık ve saltanat kaldırıldı; 29 Ekim 1923'te Türkiye Cumhuriyeti kuruldu; 3 Mart 1924'te halifelik kaldırıldı. Böylece egemenliğin halka devredilmesi doğrultusundaki diğer temel adımlar da atıldı.

Günümüzde AKP hükümeti ve onun destekçisi MHP, egemenliğin halkın elinden alınıp yeniden padişaha ve halifeye devredilmesi için mücadele vermektedirler. Padişah ve halife gibi yetki kullanan, padişah ve halife gibi görülen kişi de AKP Genel Başkanı ve "Cumhurbaşkanı" Recep Tayyip Erdoğan'dır.

Bu aynı zamanda ABD emperyalizminin desteklediği bir durumdur. ABD'nin Türkiye'deki büyükelçisi Tom Barrack, laik ulus devletlerin İsrail için bir tehdit olduğunu, cumhuriyetlerin değil, monarşilerin Ortadoğu için daha yararlı olduğunu defalarca ifade etti.

ABD Devlet Başkanı Donald Trump da Erdoğan ile yakın dost olduğunu, kendisinin ABD'nin isteklerini her zaman yerine getirdiğini, kendisine meşruiyet tanıdığını açıklamıştı.

Meşruiyeti halkın egemenliğinde değil, ABD'de arayan AKP ve MHP de bu doğrultuda yoluna devam etmektedir.

***

AKP hükümeti bu bağlamda 2007 yılından beri, laiklikle; düşünceyi ifade, yayınlama, medya, örgütlenme özgürlüğüyle; yasama, yürütme, yargı arasındaki güçler ayrılığıyla ve yargı bağımsızlığıyla ilgili anayasanın 2., 6., 7., 8., 9., 11., 14., 24., 25., 26., 28., 34., 138. maddelerini kronik bir biçimde ihlal etmiştir.

Medyadaki bazı yorumcuların iddia ettiği gibi AKP'nin anayasal düzeni ortadan kaldırması cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin referandumla devreye girmesiyle başlamamıştır, 2007 yılında başlamıştır. AKP'nin kurucuları ve onların danışmanları, AKP'yi kurarken ABD ile görüşmeler gerçekleştirmişlerdir, AKP'yi ABD'nin de onayı ve desteği ile kurmuşlardır, kurulduktan sonra da planlarını adım adım uygulamışlardır.

2002-2007 yılları arasında kamu kurumlarındaki, özellikle yargı organlarındaki, Emniyet'teki, TSK'deki, MİT'teki kadrolaşmalar önemli bir ölçüde tamamlanmıştır; AKP'nin kurucularından Abdullah Gül cumhurbaşkanı seçildikten sonra, "Ergenekon", "Balyoz", "Casusluk", "Oda TV" kumpas "davalarıyla" anayasal düzenin ortadan kaldırılması uygulaması başlamıştır ve bu uygulama başka kumpas "davalarıyla" günümüze kadar sürmüştür.