Almanya'da Adolf Hitler'in öncülüğündeki Nazilerin serbest ve özgür seçimlerle nasıl iktidara geldiği, hem Almanya'nın hem de dünyanın yakın tarihinin anlaşılması ve her ülkede geleceğe yönelik önlem alınması açısından son derece önemlidir.
Almanya'da, Karl Marx'ın ve Friedrich Engels'in kuramlarından yola çıkan sol siyaset bölünmemiş olsaydı, Naziler iktidara gelemezdi. Dünyadaki tüm siyasi partiler bu olaylardan ciddi bir ders çıkarmalıdır.
Almanya Sosyal Demokrat Partisi'nin (SPD), Eduard Bernstein, Karl Kautsky, Karl Liebknecht ve Rosa Luxemburg gibi önde gelen milletvekilleri, üyeleri, kuramcıları arasında ideolojik ve stratejik görüş ayrılıkları yaşanmasaydı veya bazı görüş ayrılıklarına rağmen bu kişiler farklı örgütlenmeler içinde yer almasalardı veya bu kişilerin öncülük ettiği farklı örgütlenmeler Nazilere karşı bir direniş ittifakı kurabilmiş olsalardı, ne Hitler iktidara gelebilirdi, ne Almanya'da bir diktatörlük rejimi kurulabilirdi, ne İkinci Dünya Savaşı çıkardı, ne de Musevi soykırımı gerçekleşirdi.
***
SPD içinde önemli bir görüş ayrılığı, Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi'nin ve Vladimir Lenin'in devrim siyasetinin desteklenip desteklenmemesi konusunda yaşandı. Bernstein ve Kautsky devrim yerine reformu ve evrimi savunurken, Liebknecht ve Luxemburg devrimi, Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi'ni ve Lenin'i savundular.
Ancak Almanya'da sol hareketlerin ve partilerin keskin ve geri dönüşü olmayacak biçimde bölünmeleri ve karşıtlık içine girmeleri, Almanya'nın Birinci Dünya Savaşı'na girip girmemesi konusundaki tartışmayla başladı.
Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD) milletvekillerinin çoğunluğunun savaşa girilmesini desteklemeleri üzerine, Liebknecht, Kautsky, Luxemburg ve Bernstein sırayla SPD'den ayrıldılar ve 1917 yılında Almanya Bağımsız Sosyal Demokrat Partisi'ni (USPD) kurdular.
Ancak bu parti de savaştan sonra ideolojik nedenlerle kendi içinde bölündü; Liebknecht ve Luxemburg 1918 yılında Almanya Komünist Partisi'ni (KPD) kurdular, Bernstein ve Kautsky ise SPD'ye geri döndüler.
1919 yılında, Friedrich Ebert'in liderliğindeki SPD'nin koalisyon ortağı olduğu hükümete karşı, Liebknecht ve Luxemburg, kitlesel bir protesto ve isyan eyleminin gerçekleşmesine öncülük ettiler; polisin gösterileri şiddet kullanarak bastırması sırasında yüzlerce kişi yaşamını yitirdi; Luxemburg ve Liebknecht, anti komünist milis güçleri tarafından yargısız infazla katledildiler. SPD'nin yönetim kademesinde olmayan Bernstein ve Kautsky bu katliamı sert bir biçimde kınayıp hükümeti eleştirmiş olsalar da, bu olay KPD ile SPD arasındaki karşıtlığı daha da keskinleştirdi.

13