Mutlak ahlaksızlık

AKP "hükümetinin" kurduğu diktatörlük rejimi, geçtiğimiz yıl, CHP'nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun üniversite diplomasını iptal ederek ve kendisini tutuklayarak, vatandaşların seçme ve seçilme hakkını gasp etti.

AKP "hükümeti" bu hafta da CHP'nin 38. olağan kurultayını "mutlak butlan/kesin hükümsüzlük kararıyla" iptal ederek ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel'i görevden alarak, kurultay delegelerinin ve parti üyelerinin seçme ve seçilme hakkını gasp etti.

Yargı bağımsızlığını ortadan kaldırarak diktatörlüğünü kuran AKP "hükümeti" böylece, ana muhalefetin hem cumhurbaşkanı adayını hem de genel başkanını belirleme girişimi gerçekleştirdi; 18-19 Mart 2025 darbesinden sonra, 21 Mayıs 2026 darbesiyle, tarihe bir kere daha kara bir leke olarak geçti.

***

AKP'nin demokrasinin bir unsuru olmadığı, siyasi partiler yasasına ve anayasaya aykırı bir örgütlenme olduğu, demokrasiyi ortadan kaldırmayı amaçlayan bir örgüt olduğu, 2007 yılından beri belliydi.

"Ergenekon", "Balyoz", "Oda TV", "casusluk" kumpas "davaları" bunun ilk işaretiydi. AKP "hükümeti" o tarihten bugüne kadar anayasanın halk egemenliğiyle; düşünceyi ifade, yayınlama, örgütleme özgürlüğüyle; yargı bağımsızlığıyla; laiklikle ilgili 2., 6., 7., 8., 9., 11.,14., 24., 25., 26., 28., 34., 42., 136. ve 138. maddelerini defalarca ihlal etti, anayasal düzeni ortadan kaldırdı ve Türk Ceza Yasası'nın 309. maddesine göre ağır suç işledi.

AKP iktidarının bu eylemleri sadece bir hukuksuzluk değil, aynı zamanda bir ahlaksızlık ve erdemsizlik örneğidir.

CHP'nin eski genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun böyle bir operasyonun parçası olması da ayrı bir hukuksuzluk, ahlaksızlık ve erdemsizliktir.

***

AKP diktatörlüğünün Türkiye'ye yaşattıkları sadece CHP ile ilgili bir konu değildir, Türkiye Cumhuriyeti'nin ve anayasal düzenin varlığıyla ilgili varoluşsal bir konudur. Bu nedenle 2007 yılından beri yaşananlara karşı örgütlü ve birleşik bir tepki ortaya koymak tüm siyasi partilerin ve sivil toplum örgütlerinin ve vatandaşların sorumluluğunda olan bir şeydir.

Bu konuda sorumluluk almayan sözde yetişkinler hak edildikleri gibi yönetilirler; ancak bu sorumsuzluk nedeniyle masum olan çocuklarını ve torunlarını da karanlık bir geleceğe kendi elleriyle emanet etmiş olurlar, çocuklarının ve torunlarının hak etmedikleri biçimde yönetilmelerine neden olurlar.

Bundan sonra herkes bencilliğinden kurtulmalı, çocuklarını, torunlarını ve gençleri düşünerek hareket etmelidir; iyi bir baba, anne ve vatandaş olduğunu böyle kanıtlamalıdır!