Roma İmparatorluğu, baskıcı ve zalim bir yönetime sahipti. Bu zulme maruz kalan kesimlerden birisi de Museviler ve Hıristiyanlardı. Romalılar pagan ve çoktanrıcı idi, Museviler ve Hıristiyanlar ise tektanrıcı idi. Ayrıca Museviler ve Hıristiyanlar, Tanrı'yı en yüksek otorite olarak gördükleri için, Roma İmparatorluğu'nu yönetenler, bu dinlerin üyelerini, kendi otoritelerine yönelik bir tehdit olarak algılıyorlardı.
Hıristiyanlık Musevilikten doğmuştur. Hıristiyanların peygamber olarak kabul ettiği İsa, Kudüs'teki Musevi cemaatinin üyesiydi.
Ancak İsa peygamberliğini ilan edince, Musevi cemaatinin yöneticileri ise bunu kabul etmeyince ve Romalı yöneticiler İsa'yı çarmıha gererek katledince, İsa'nın takipçileri, Hıristiyanlığı kurdular.
Daha sonra ortaya çıkan İslam dini de, Museviliğin ve Hıristiyanlığın temel varsayımlarını benimsemiştir. Tanrı'nın tek ve ilk neden olduğu, Tanrı'nın maddeden oluşmadığı, Tanrı'nın mükemmellik seviyesinde adil, merhametli, ödüllendirici, cezalandırıcı olduğu, ruhun ölümsüz olduğu, kozmolojik ve ahlaki gerçeklerin Tanrı tarafından vahiy yoluyla peygamberlere aktarıldığı, bu varsayımların arasındadır.
***
Roma İmparatorluğu'nda nüfusun yaklaşık dörtte biri kölelerden oluşuyordu. Hıristiyanlık, tüm insanların Tanrı tarafından eşit yaratıldığı ve dünyanın Tanrı'nın krallığı olduğu mesajını yaydığı için, Roma İmparatorluğu'nun köle sınıfında taraftar toplamaya başladı. Roma İmparatorluğu kölelik düzeni sayesinde ayakta durduğu için, köle sınıfı da Hıristiyanlık sayesinde isyan etmeye başladığı için, Roma İmparatorluğu'nu yönetenler 4. yüzyılda Hıristiyanlığa teslim oldular, hem Hıristiyanlığı benimsediler, hem de Hıristiyanlığı devletin dini yaptılar, teokratik bir düzen kurdular. Böylece ortaçağ olarak bilinen döneme girildi.
19. yüzyılda yaşayan Alman filozof Friedrich Nietzsche, Hıristiyanlığın mücadelesinin adalet ve eşitlik için gerçekleşmediğini, kölelerin efendilerini devirerek efendi olmak için bu mücadeleyi verdiklerini vurguladı. Nietzsche'ye göre Hıristiyanların Roma İmparatorluğu'na karşı mücadelesi aslında bir iktidar mücadelesiydi.
Tarihsel olgular Nietzsche'yi doğrulamaktadır. Yaklaşık bin yıl süren ortaçağda, hem Batı ve Doğu Roma İmparatorluğu hem de diğer teokratik Hıristiyan devletler, pagan Roma İmparatorluğu'nda gerçekleşen zulümleri ve baskıları sürdürdüler; Tanrı ve din adına, Hıristiyan olmayanları katlettiler, sürdüler, hapishanelere attılar; Tanrı ve din adına, halkı haraca bağlayıp teokratik bir oligarşik sınıf yarattılar; feodalizm ve serflik düzeni kurarak, yeni bir köleliğe yol açtılar; adalete, eşitliğe, vicdana, merhamete aykırı eylemlerde bulundular; böylece İncil'e ve İsa'ya da ihanet ettiler.

14