ABD'nin ve İsrail'in, uluslararası hukuku devre dışı bırakarak İran'a saldırmaları kabul edilemeyeceği gibi, İran'daki yönetimin kendisine saldırmayan ve ABD üslerini kendisine karşı kullanmasına izin vermeyen ülkelere saldırması da kabul edilebilir değildir.
İran yönetimi böylece savaşı bölgeye yaymış; Suudi Arabistan, Katar, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Umman, Azerbaycan ve Irak'a saldırılar gerçekleştirmiştir, ayrıca petrol ve doğalgaz ulaşımı açısından yaşamsal önemde olan Hürmüz Boğazı'ndaki uluslararası suları ve Umman ile BAE'nin ulusal karasularını işgal etmiştir.
İran'daki yöneticilerin, ABD üslerine sahip olan tüm ülkelerin hedef olduğunu açıklaması ve İran'dan Türkiye'ye üç farklı tarihte üç adet füzenin fırlatılmış olması, İran'ın Türkiye'yi de tehdit ettiğinin ve Türkiye'yi savaşın içine çekmeye çalıştığının göstergesidir.
Türkiye'nin bu provokasyonlara kapılmamış olması ve savaşın bir parçası olmamak için büyük bir çaba göstermesi, ayrıca İran'ın din, mezhep ve etnik kimlik üzerinden bölünmemesi için de bir tavır geliştirmesi, doğru bir tutumdur.
Ancak Türkiye'de bazı odakların, kendisine yönelik saldırgan bir tutum sergileyen İran yönetimini savunmaları kabul edilebilir bir durum olmadığı gibi, vatanseverlikle de bağdaşmamaktadır.
İran yönetiminin Türkiye'deki ABD üslerini hedef aldığı varsayılsa bile, İran yönetimi bu hareketiyle Türkiye Cumhuriyeti'nin topraklarını da hedef almaktadır, Türkiye Cumhuriyeti'nin hava sahasını ve egemenlik haklarını ihlal etmektedir.
***İran'daki yönetimi savunmak başka açılardan da vatanseverlikle bağdaşmamaktadır.
İran'daki teokratik yönetim 1979 yılından beri, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş ilkelerine ve laik bir cumhuriyete düşmanlık sergilemektedir, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk'e meydan okumaktadır.
İran'ı yönetenler Türkiye'ye geldiklerinde Anıtkabir'i ziyaret etmeyi reddetmektedirler.
Muammer Aksoy, Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı gibi aydınlara yönelik suikastlardan sorumlu olan bazı kişilerin İran'da eğitim gördükleri mahkeme kararlarıyla sabit hale gelmiştir.
İran'daki yönetim yıllardır terör örgütü PKK'nin Kandil'de ve İran-Irak sınırının iki tarafında konuşlanmasını kolaylaştırmaktadır.
AKP hükümeti ile İran'daki yönetim arasındaki bazı siyasi benzerlikler nedeniyle bu sorunlar yıllardır gündeme getirilmese de bu sorunlar ortadan kalkmamıştır ve bu sorunların İran'daki sorumluları bunun hesabını vermemişlerdir.
Bu nedenlerle, kendilerini vatansever olarak tanımlayanların, ABD ve İsrail emperyalizmine karşı mücadele verirken İran'daki yönetimi ve rejimi savunmak gibi bir konuma düşmemeleri, tutarlılık ve samimiyet açısından son derece önemlidir.

3