Dinin siyasallaşması, aynı zamanda dinin araçsallaşmasıyla sonuçlanır. Türkiye'de AKP iktidarında yaşanan budur. Siyasallaşmış bir din anlayışı üzerinden, başka bir deyişle dincilik üzerinden, kapitalizmin ve emperyalizmin sömürü düzeni örtbas ediliyor.
Ulusal olmanın, yani milli olmanın özünde kategorik olarak din olamayacağı halde, ümmetçilik temelli siyasallaşmış dini söylemlerle sahte bir "yerli ve milli" algısı yaratılıyor; iktidarın halkın yanında yer aldığı algısı yaratılıyor; iktidarın çevresindeki oligarşik sermaye sınıfının ülkedeki rantı paylaşarak zenginleştiği, halkın ise yoksullaştığı gerçeği örtbas ediliyor.
Aslında dinin, sömürünün bir aracına dönüşmesi sürecini ilk açıklayanlardan birisi 19. yüzyıl Alman filozofu Karl Marx'tır. Marx, dinin halkın afyonu, yani uyuşturucusu olduğunu; din unsurunun, feodalizmin ve kapitalizmin sömürü düzenini örtbas etmek için kullanıldığını; dinin, emekçi sınıfın sömürüldüğüne dair bir bilinç oluşturmasını engellemek işlevini gördüğünü düşünüyordu.
Marx'a göre din, eşitsizliğin nedenlerini ekonomik temel ve ekonomik üretim biçimleri bağlamında bir nedensellik ilişkisi içinde açıklayamadığı; soyut ahlaki söylemlerle yetindiği ve dünyevi olmaktan ziyade "öte dünyaya" odaklandığı; empirik olgular üzerinden değil, metafizik ve teolojik varsayımlar üzerinden hareket ettiği; gerçek değil, yanılsama içeren bir mutluluk ve eşitlik vaadinde bulunduğu için; toplumsal gelişmeyi engelleyen bir unsurdu.
***
Marx'ın bu tezi laiklik ilkesi üzerinden revize edilebilir, dinin kendisi bir hedef haline getirilmeden, aynı eleştiri, dincilik bağlamında geliştirilebilir. ünkü laiklik ilkesinin geçerli olduğu bir düzende dinin siyasallaşması engellendiği ve dine sınırlamalar getirildiği; dinin devlet, hükümet, siyaset, hukuk, eğitim işlerine müdahale etmesi engellendiği; dindar olmayı seçen vatandaşın dini inanç ve ibadet özgürlüğü bu koşulla güvence altına alındığı için; dinin toplumsal gelişmeye verebileceği zararlar önlenebilir. Bu bağlamda, dinin değil, dinciliğin halkın afyonu ve uyuşturucusu olduğunu söylemek daha doğru olur.
Laiklik, dinin bir uyuşturucuya dönüşmesini engelleyerek, hem dinin suistimal edilmesini önler, hem de ekonomik sınıf mücadelesinin önündeki büyük bir engeli ortadan kaldırır. Laikliği savunmak bu anlamda da, sınıf mücadelesinin vazgeçilmez unsurlarından birisidir.
***
Laiklik aynı zamanda, eğitimin dinselleşmesini önleyeceği ve doğa bilimleri, sosyal bilimler, matematik, felsefe, dil, sanat gibi alanlarda ileri bir eğitim seviyesinin ortaya çıkmasını sağlayacağı için, toplumun eğitim seviyesinin de yükselmesiyle sonuçlanır. Eğitim seviyesinin yüksek olduğu ülkeler, dünyadaki en gelişmiş ve en bağımsız ülkelerdir.

5