18. yüzyılda yaşamış olan İsviçreli-Fransız filozof Jean-Jacques Rousseau, insanların doğaları gereği iyi ve saf olduklarını, ancak toplumsal ve siyasal düzenin bozuk olması nedeniyle sonradan kötü insanlara evrildiklerini söylemiştir. Rousseau'ya göre bu nedenle yapay ve bozuk düzeni değiştirmek, devrim yapmak ve monarşik, teokratik, feodal düzenleri yıkmak mutlak bir zorunluluktur.
Rousseau'nun bu düşüncelerinden etkilenen devrimci siyasetçiler Fransa'da 1789 yılında devrimi gerçekleştirmişlerdir ve monarşik, teokratik, feodal düzeni yıkmışlardır ve cumhuriyeti kurmuşlardır.
Osmanlı İmparatorluğu topraklarında da yine Rousseau'nun düşüncelerinden etkilenen Mustafa Kemal Atatürk, 20. yüzyılın başlarında benzer bir devrimi gerçekleştirerek, monarşik, teokratik, feodal düzeni yıkmıştır; saltanatı ve halifeliği kaldırmıştır; toprak reformunu başlatmıştır; Cumhuriyeti kurmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra, özellikle AKP iktidarı döneminde ise, emperyalizmin de desteğiyle bir karşıdevrim devreye sokulmuş, monarşik ve teokratik düzene geri dönüş süreci başlatılmıştır, böylece halkın egemenliğine dayalı düzene doğru açılan yol kapatılmıştır.
Halkın sesini duyurmaya çalışan, halk adına kamu hizmeti veren gazetecilerin, yazarların ve halk tarafından seçilmiş belediye başkanlarının tutuklanması; medyanın hükümetin tekeli ve kontrolü altına alınması; serbest ve özgür seçim sisteminin ortadan kaldırılması; yasama, yürütme, yargı arasındaki güçler ayrılığının ve bağımsız yargının bertaraf edilmesi; laikliğin devre dışı bırakılması, cumhuriyete ve halkın egemenliğine karşı vurulan bir darbedir.
***
Fransa'da Türkiye'de olduğu gibi bir karşıdevrim ve monarşiye, teokrasiye geri dönüş süreci yaşanmadığı halde, yüz binlerce insan anayasal haklarını kullanarak sokaklara dökülmüş ve protesto eylemleri gerçekleştirmiştir.
Bu eylemler sırasında ne yazık ki provokasyonlar da gerçekleşmiş, protesto eylemi gerçekleştirmenin ötesine geçilerek, arabaları, binaları yakıp yıkma eylemleri de gerçekleşmiştir, eylemlerin temel amacını saptıran odaklar da devreye girmiştir.
Ancak burada esas olan, sadece Fransa ile sınırlı kalmayan, Belçika, Portekiz, İspanya, İtalya, Yunanistan, Arnavutluk gibi birçok ülkeye yayılan bu eylemlerin neden gerçekleştiğidir.
Bu ülkelerde Türkiye'de olduğu gibi cumhuriyetin temel ilkelerine yönelik bir saldırı olmadığı halde, neden kitlesel protesto eylemleri gerçekleşmektedir
Sorunun yanıtı açıktır: ünkü monarşinin, teokrasinin ve feodalizmin yıkılması, ilerici ve devrimci bir adım olduğu halde, yeterli bir adım değildir.
Halkın egemen olması için, 1789 yılında Fransa meclisinde kabul edilen Yurttaş Hakları Bildirgesi'ndeki hakların sağlanması yeterli değildir. Yasama, yürütme, yargı arasındaki güçler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı; düşünceyi ifade ve yayınlama özgürlüğü; çiftçinin mülkiyet sahibi olması; laiklik gibi haklar, tek başına, halkın egemen olmasını sağlamamaktadır.

12