Avrupa'dan kopuş

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin işadamı Osman Kavala'nın yaklaşık on yıldır tutuklu olmasını hukuka aykırı bulmasına ve tahliye kararı vermesine yönelik AKP hükümetinden gelen tepkiler, Türkiye'nin Avrupa ile ilişkilerini yeniden tartışma konusu haline getirdi.

AİHM, 1949 yılında kurulan Avrupa Konseyi'ne bağlı bir üst mahkemedir. Türkiye Avrupa Konseyi'nin kurucu üyeleri arasındadır. İsmet İnönü'nün cumhurbaşkanı olduğu o yıllarda Avrupa ülkeleri de, Türkiye de, Türkiye'yi Avrupa'nın bir parçası olarak görüyorlardı.

Avrupa Konseyi, insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü gibi değerleri Avrupa'da egemen kılmak için kurulmuş bir uluslararası örgüttür. Türkiye Avrupa Birliği'ne üye olamadığı için, Avrupa Konseyi Türkiye'nin Avrupa ile olan tek bağıdır.

Türkiye, Avrupa Konseyi'nin bünyesinde kabul edilen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin tarafıdır. Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasasına göre Türkiye AİHS'ye ve AİHM kararlarına uymakla yükümlüdür. Bu anayasanın gereğidir ve hükümet üstü bir konudur, devletlerarası ilişkilerle ilgili bir konudur. AKP hükümetinin buna uymaması, Türkiye'nin devletlerarası ilişkilerdeki güvenilirliğini ortadan kaldıracaktır.

***

Öte yanda AKP hükümetinin Avrupa ile bağlarını hem siyasi hem de kültürel açıdan kopartıyor olması sistematik ve planlı bir stratejidir. AKP'nin amacı Türkiye'yi Avrupa'dan uzaklaştırıp Ortadoğu'ya bağlamaktır.

ünkü demokrasi, düşünceyi ifade ve yayınlama özgürlüğü, serbest seçimler, insan hakları, bağımsız yargı, hukuk devleti, laiklik gibi değerlerin geçerli olduğu bir düzende AKP'nin iktidarda kalması olanaksızdır. Türkiye Ortadoğu'daki diğer ülkelerde söz konusu olduğu gibi diktatörlükle, teokrasiyle, monarşiyle yönetilirse, AKP ve onun genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan iktidardan hiçbir zaman düşmez. Erdoğan bu nedenle demokrasinin "inilip binilecek bir tramvay" olduğunu yıllar önce açıklamıştı, ancak kimse bu gerçeğe inanmak istememişti.

AKP demokrasiye, hukuk devletine, insan haklarına, laikliğe inanmış bir siyasi parti değildir ve bu anlamda da Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasasına ve Siyasi Partiler Yasası'na aykırı bir yapıya sahiptir.

AKP bu bağlamda kendi tabanını ikna etmek için Batıfobik doğucu söylemler geliştirmekte, kendi iktidarının devamını sağlamak için sözde "ideolojik" kılıflar icat etmektedir.

***

Bu söylemlerin başında dinsel söylemler gelmektedir. Türkiye'deki nüfusun çoğunluğunun Müslüman olduğu olgusundan yola çıkılarak Türkiye'nin Avrupa'nın bir parçası olmadığı iddia edilmektedir.