Padişahın ve halifenin egemenliğinden halkın egemenliğine, başka bir deyişle Cumhuriyete geçilmesine yönelik ilk adım 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kurulmasıyla atıldı.
Bu yöndeki ikinci adım, 1 Kasım 1922'de TBMM kararıyla saltanatın, yani padişahlık makamının kaldırılmasıyla, üçüncü adım da 29 Ekim 1923'te TBMM kararıyla Cumhuriyetin ilan edilmesiyle atıldı. 3 Mart 1924'te de TBMM'de laiklik doğrultusunda tarihi bir karar alınarak halifelik kaldırıldı; eğitim işleri Milli Eğitim Bakanlığı'na devredildi, bilimsel ve laik eğitimi tüm vatandaşlar için olanaklı kılan Öğretim Birliği Yasası kabul edildi ve medreseler kapatıldı. Din, eğitim ve vakıf işleri konusunda yetkili olan Şeriye ve Evkaf Bakanlığı kaldırıldı, onun yerine, dini hizmetlerin koordine edilmesi amacıyla Diyanet İşleri Başkanlığı ve vakıflarla ilgili idari işlerin yürütülmesi amacıyla Vakıflar Genel Müdürlüğü, birbirinden bağımsız iki ayrı kurum olarak kuruldu.
Böylece, halifelik ve şeyhülislamlık makamları tarafından temsil edilen ruhban sınıfının egemenliğine son verildi, Cumhuriyetin temellerinin atılması doğrultusunda dördüncü adım atıldı.
Yarın, 3 Mart 1924 devrimlerinin 102. yıldönümüdür.
Yine TBMM'de alınan kararlarla, 17 Şubat 1926'da Medeni Kanun kabul edildi ve böylece şeriat yasaları ortadan kalktı, kadın ve erkek hukuk önünde eşit kılındı. 10 Nisan 1928'de anayasadaki "Devletin dini İslamdır" ifadesi çıkarılarak din konusu vatandaşların özgür iradesine bırakıldı; 5 Aralık 1934'te kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı; 5 Şubat 1937'de laiklik ilkesi bir anayasa maddesi olarak kabul edildi.
Böylece Cumhuriyetin ve laikliğin temellerinin atılması doğrultusunda beşinci, altıncı, yedinci ve sekizinci adımlar atıldı.
***
Laiklik, bir yandan dinin, devlet, siyaset, hukuk, eğitim işlerine karışmamasını, bir yandan da dini inanç, ibadet ve din dışı felsefi görüş ve yaşam tarzı özgürlüğünü sağlar.
Laikliğin olmadığı bir ülkede demokrasi ve cumhuriyet değil, teokrasi olur. Teokrasinin olduğu bir ülkede halk, millet, ulus değil, ruhban sınıfı egemen olur. Bu nedenle laiklik cumhuriyetin özünde olan zorunlu ilkelerden birisidir.
Ancak laiklik aynı zamanda, emperyalizme karşı mücadelenin ve ulusal birliğin, ulusal bütünlüğün, ulusal güvenliğin sağlanmasının da önkoşullarından birisidir.
ünkü emperyalizmin yöntemlerinden birisi, ülkeleri din ve mezhep üzerinden bölmektir. Laikliğin geçerli olduğu ülkelerde ise tüm dinler, mezhepler ve din dışı felsefi görüşler bir arada var olabildiği için, belli bir dinin belli bir mezhebinin belli bir yorumu tüm vatandaşlara devlet ve hükümet tarafından dayatılmadığı için, dayatma olmamasından dolayı kutuplaşma ve çatışma ortamı da oluşamayacağı için, vatandaşlar ulus, vatandaşlık ve anayasa bilinciyle birbirine bağlı olacağı için, emperyalizm sonuca ulaşamaz. Laiklik ayrıca, eğitim, bilim, felsefe, sanat, siyaset, kadın ve erkek eşitliği alanlarındaki gelişmelerin de yolunu açtığı için, başka bir deyişle cehaleti önlediği için, cahil toplumlar da emperyalizm tarafından kolayca kullanılabileceği için, laikliği savunmak bu açıdan da yaşamsal önemdedir.

6