Yeni dünya düzeni

NATO, Batı ülkelerinin ABD öncülüğünde kurduğu bir yapı ve kendi tanımıyla bir savunma paktıdır. İkinci Dünya Savaşı'nın ardından NATO'yu kuran ülkelerin iddiasına göre komünizm ve Sovyetler Birliği'nin genişleme ihtimali, insanlığın önündeki temel tehlikelerden biriydi. O yıllarda bazı Batı Avrupa ülkelerinde güçlü komünist partiler, neredeyse yönetimi ele geçirebilecek kadar geniş bir etki alanına sahipti. Fransa, İtalya ve Yunanistan gibi ülkelerde Sovyet yanlısı yönetimlerin kurulması ihtimali ciddi biçimde tartışılıyordu. Sosyalist örgütlerin giderek yaygınlaşması, Sovyetler Birliği'nin hanesine yazılıyordu. Türkiye, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından tercihini Batı Bloku içinde yer almaktan yana kullandı ve 1952 yılında NATO'ya üye oldu. Siyasetin merkezine egemen olan sağ partiler, özellikle Adnan Menderes'in Demokrat Parti'si, Türkiye'ye "küçük Amerika" denmesinden rahatsızlık duymuyor, hatta bundan hoşlanıyordu. Türk solu ise büyük ölçüde anti-Amerikancı, NATO karşıtı ve Batı karşıtı bir çizgiye yöneldi. Sovyet taraftarlığıysa, sol içinde oldukça geniş bir zemin buldu. Türkiye, NATO'nun güneydoğu sınırının korunmasında önemli bir rol üstlendi. Komünizm karşıtlığı yalnızca bir dış politika tercihi değil, iç siyasetin de başlıca malzemelerinden biri hâline geldi.

Haberin Devamı

Türkiye'nin çeşitli bölgelerine Amerikan üslerinin kurulması ve iki ülke arasındaki askerî işbirliğinin derinleşmesi, bu dönemin sonucuydu. Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte eski gerekçeler ortadan kalktı fakat NATO dağılmadı. Bu kez tehditlerin ve ittifakların tanımı değişti. 2000'li yıllarda Irak'ın işgali, Suriye savaşı, Rusya'nın yeniden yükselişi ve Çin'in büyük bir güç hâline gelmesi, Türkiye-ABD ilişkilerini daha karmaşık bir rotaya soktu. Dünya dengelerindeki asıl kırılmayı, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırısı yarattı. Veya: Gazze, zaten birikmekte olan çelişkileri çok daha net şekilde görünür hâle getirdi. Batı'nın insan hakları, uluslararası hukuk ve sivillerin korunması konusundaki iddiası büyük ölçüde inandırıcılığını kaybetti. ABD'nin İsrail'e verdiği destek, yalnızca Ortadoğu değil, Batı dışındaki geniş bir coğrafyada Amerikan liderliğine duyulan güveni sarstı. Ankara bir yandan NATO üyesi ve Batı ekonomisiyle iç içe; diğer yandan İsrail politikalarına en sert tepki gösteren ülkelerden biri. Üstelik Rusya, Çin, İran ve Arap ülkeleriyle ilişkilerini de aynı anda korumaya çalışıyor: Uzun bir siyasi yolculuğun sonunda Türkiye-ABD ilişkileri hâlâ net bir zemine oturmuş değil. Belki de artık şekil almakta olan "şey", bir "yeni dünya düzeni" değil, uzun sürecek bir dünya düzensizliği. Bizi asıl ilgilendirense, dış politikadaki "hareket alanı"nın vatandaşın yaşam kalitesine, refahına, hukuk güvenliğine, demokrasi standardına nasıl yansıyacağı. Günümüzde en büyük jeopolitik başarı, masada güçlü görünmek veya karizmatik fotoğraflar vermek değil; insanların kendilerini güvende ve özgür hissettiği, yaşamaktan zevk aldığı bir ülke kurabilmek.