Haberin Devamı
Trump'ın her büyük dış politika adımı, bizim açımızdan doğrudan sonuçlar üretiyor. Mesela petrol konusu… Trump İran'ı vurunca, bizde de benzine zam geldi ve ekonomi bunu taşımakta şimdiden zorlanmaya başladı. Türkiye, bu baskıyı, dolar satışı yaparak ve faiz indirimlerini erteleyerek idare etmeye çalışıyor. Sonuç olarak, Trump'ın "oyun kurucu" olma ve kendi enerji doktrinini dayatma hırsının bedelini biz de ödüyoruz. Ki New York Times'ta, Thomas Friedman'ın 10 Mart tarihli yazısının başlığı şöyle: "Trump'ın İran'la Savaşı Nasıl Bitireceğine Dair Hiçbir Fikri Yok." Trump, öngörülmesi zor bir politikacı. Sert çıkışlar yapıyor, ardından maliyetin yüksek olduğunu görünce geri adım atıyor. Bir gün savaşçı, ertesi gün barışçı. Onun için kullanılan sıfatlardan biri "popülist". O, halkın içgüdülerine hitap eden, rüzgârın yönüne göre pozisyon almaya çalışan, rüzgar camı kırınca bahaneler üreten, toplumun hoşuna giden sloganları arayan bir siyasetçi. Ki düzensiz göç meselesinde toplumun içgüdülerine oynayarak etkili oldu. Psikolojiyi algıladı, öfkeyi yönetti, kolay anlaşılır ve sert bir cevap verdi. Toplumdaki huzursuzluk bastırılmış görünse de ICE'ın (ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı) göçmenlere ve muhaliflere zulmü nedeniyle yeni bir gerilim hattı oluştu. Tabii Trump'ı sadece popülizmle açıklamak artık yetersiz kalıyor. Son dönemde izlediği bazı politikalar, Amerikan kamuoyunun eğilimleriyle açık biçimde çelişiyor. Rusya-Ukrayna savaşı bunun örneklerinden biri. Amerikan toplumunun çok büyük kısmı Rusya'ya olumsuz bakıyor, Putin'e güvenmiyor ve Ukrayna'ya daha yakın duruyor. Son araştırmalara göre, ABD halkının %85'i, Putin'i "ABD'nin düşmanı" olarak görüyor. Benzer bir durum İran konusunda da geçerli: ABD halkının çoğunluğu yeni bir savaşa sıcak bakmazken, Trump hemen bombardımanı seçti. "İran'a yönelik operasyonu destekliyorum" diyen Amerikalıların oranı, son anketlerde, sadece %21. Grönland meselesinde de anketler benzer sonuçlar veriyor: Amerikan halkı, askeri güç tehdidiyle bir bölgeyi ele geçirme fikrine büyük ölçüde karşı. Trump'ın derdi seçmen kazanmak mı yoksa (seçmen kaybetme pahasına) tarihe "büyük kırılmalar yaratan başkan" olarak geçmek mi İran rejimini yıkmak, Ukrayna savaşını bitirmek, Grönland'ı ABD'ye katmak... Bunlar, onun zihninde birer "tarihi başarı" hedefi olabilir. Trump "Yakarım, Roma'yı da yakarım" havasında. Sanki meselesi kendi tarihsel efsanesini yazmak... Popülizm, kitlelerin suyuna gitmektir… Trump'ın halkın arzularını takip etmekten vazgeçip, kendi "büyük hikayesini" halka (ve dünyaya) dayatmasınaysa, "Mesihvari Popülizm" veya "Post-Popülizm" gibi isimler verilebilir. Trump artık seçmenin sesini duyan bir hoparlörden ziyade hem Amerikan halkının hem de tüm dünyanın notalarını belirlemek isteyen bir çılgın orkestra şefi.

6