Dini literatürde misyonerlik, İncil'deki "Gidin ve bütün ulusları öğrencim olarak yetiştirin" emri uyarınca Hristiyanlığı yayma çabası olarak tanımlanır. Ancak Osmanlı coğrafyası ve Türkiye özelinde bu faaliyet, hiçbir zaman salt dini bir hareket olarak kalmadı. Araştırmalar, misyonerliğin 19. yüzyıldan itibaren Batılı devletlerin sömürgecilik politikalarıyla senkronize hareket eden bir uygulama olduğunu ortaya koyuyor. Siyasi kuvvet ve ticari münasebetler, dolaylı olarak dini propagandanın en güçlü silahları haline geldi. Misyonerler, kendi devletlerinin diplomatik koruması altında, gittikleri bölgelerin etnik ve dini haritalarını çıkaran, yerel dilleri ve kültürleri analiz eden ve bu bilgileri merkez ülkelere raporlayan birer "kültürel istihbarat" uzmanı gibi çalıştılar.
Haberin DevamıBu bağlamda misyonerlik; dini, siyasi ve ekonomik hedeflerin iç içe geçtiği, "dünya hakimiyetini Hristiyanlık dininin egemenliği altında sağlama" düşüncesine dayanan küresel bir stratejidir. Osmanlı İmparatorluğu'nda misyonerlik faaliyetlerinin miladı, genellikle Batılı devletlere tanınan ticari ayrıcalıklar ile ilişkilendirilir. Osmanlı Devleti'nin yabancılara tanıdığı din serbestliği, misyonerlerin bu topraklara girişinin anahtarını sundu. Bu sürecin ilk kurumsal adımı, 1583'te Cizvitlerin İstanbul'a gelişiyle atıldı. Cizvitleri takiben Fransiskenler, Dominikenler ve Kapüsenler gibi diğer Katolik tarikatları da Osmanlı coğrafyasına yöneldi. Fransa'nın Osmanlı Katolikleri üzerindeki "hamilik" rolü, bu tarikatlara geniş hareket alanı sağladı.
İstanbul'da 1583'te kurulan Fransız okulları, bu erken dönemin en somut ve kalıcı eserleridir. Bu dönemdeki faaliyetler, daha çok imparatorluk sınırları içinde yaşayan mevcut Katolik nüfusun (Levantenler) dini ihtiyaçlarını karşılama ve Doğu kiliselerini Roma'ya bağlama amacını güdüyordu. 19. yüzyıl, Osmanlı İmparatorluğu için "Dağılma Dönemi" iken, Batılı misyoner örgütleri için "Altın Çağ" oldu. Sanayi Devrimi sonrası güçlenen Batı ekonomileri ve dini uyanış hareketleri, Osmanlı topraklarını "hedef coğrafya" haline getirdi. Anadolu'daki en sistematik, en yaygın ve siyasi sonuçları itibarıyla en etkili misyonerlik faaliyeti, 1810'da Boston'da kurulan "American Board of Commissioners for Foreign Missions" (ABCFM) teşkilatı tarafından yürütüldü. ABCFM, kıta ötesinde Protestan inancını yaymak üzere kurulan ilk Amerikan misyoner örgütüdür ve Osmanlı topraklarını "Kutsal Kitap Toprakları" olarak tanımlayarak öncelikli hedef olarak belirledi. İlk Amerikan misyonerleri Levi Parsons ve Pliny Fisk, 1820'de İzmir'e ayak basarak saha çalışmalarına başladı. Başlangıçta hedefleri arasında Yahudiler ve Müslümanlar da bulunmasına rağmen, Osmanlı kanunlarının Müslümanlara yönelik misyonerliği ölümle cezalandırması ve Müslüman halkın güçlü direnci, stratejik bir değişikliği zorunlu kıldı.

16