İstanbul'da karşılaştığım bazı Kürt aydınları ve Anadolu'da fikirlerini merak ettiğim sivil gruplar bir tepkisellik içinde. Bu tepkisellik kısmen iktidara yönelik gibi görünse de asıl hedefin Öcalan'ın yeni çizgisi olduğunu düşünmek mümkün. Kürtlerin bir kısmı, "Öcalan'a eleştiri" temelinde kendine yeniden bir kimlik arıyor. Öcalan'ın Kürtler üzerindeki otoritesi ve eleştiri üstü konumu, bir ölçüde sorgulanıyor. Devlet Bahçeli'nin ünlü çıkışı ve sonraki duruşu, Öcalan'ın söylediklerine katkı niteliği de taşıyordu. Bence Öcalan'ın büyük otoritesi şimdilik o kadar da kolayca sarsılmaz. Bunun siyasi nedenleri de var, sosyolojik nedenleri de. Tarihsel kökleri de var. Öte yandan bazı Kürtler içindeki "heyecansızlığı" da anlamaya çalışmak lazım. Ki bunun yanında birçok Kürtte de olumlu bir tavır ağır basıyor.
Haberin DevamıNe olursa olsun, Ekim 2024'te Bahçeli'nin çıkışıyla başlayıp TBMM'de komisyon kurulmasına kadar uzanan süreç, olumlu yanları ağır basan bir süreç oldu. Kürt meselesinde epeyce uzun bir zamandır, oldukça geniş bir zeminde sürekli değişik çözümler aranmış; bulunduğu sanılan çözümler ise çoğu kez buharlaşıp gitmişti. Bu meseleyi elli yıldan fazla bir zamandır izleyen ve düşünen bir vatandaş olarak görüşüm şu: Millî meseleler, çözümü zor ve karmaşık meselelerdir. Kimlik meselesi bir anda ırkçılık meselesine gelip dayanabilir. Irkçılık iki taraflı olsa bile ezenlerin ırkçılığı daha etkili olur. Şimdiye kadar, üstünlük, Türkçülerin inisiyatifinde sürdü gitti. Ki "Kürtlük diye bir resmi kimlik olamaz. Türkiye'de yaşayan herkes resmi kimlik olarak Türk'tür" diyen cahil fanatizm hâlâ tamamen silinmiş değil.
Ekim 2024'te Devlet Bahçeli'nin çıkışı, Öcalan'ın ona cevabı ve PKK'nın kendini feshiyle başlayan süreç, TBMM'de bir komisyon kurulmasıyla devam etti. Ancak bu sürecin sonunda toplumun beklentilerine henüz ciddi bir cevap verilmiş değil. Gene de birçok tabu yıkıldı, birçok efsane toza dumana karıştı. "Kürt yoktur" diyenler eskisi kadar ateşli değiller. Tabii Kürt meselesi derin bir demokrasi programını da gündeme getiriyor. Bu nedenle çözüm sürecinde yapılması gereken yasal değişiklikler, kaçınılmaz olarak insan hakları konusundaki genel evrensel ölçülere uymayı da gerektiriyor. Bu süreç hemen her alanda, insan hakları, kadın hakları, çocuk hakları, yaşlı hakları, inanç ve vicdan özgürlüğü gibi alanlarda da bir değişikliği zorunlu hâle getiriyor. Kürtlerle özgürlük üzerinde anlaşırken "laik Türkler"in mağdur edileceğini sanmak da doğru değil. Kürtlerin adalet arayışının, bütün toplumun adalet arayışını yok sayarak ilerleyebileceğini düşünmek mümkün değil.

9