Hollandalılar

Haberin Devamı

Hafta sonunu Hollanda'da geçirdim. Amsterdam'a 40, Utrecht'e 30 kilometre uzaklıkta, orman içinde bir otelde kaldım. Sıcaklık Hollanda ölçülerinde (neredeyse bir "rekor hissi" yaratacak kadar) yüksekti: 30 derece. Nefes almakta zorlandığımız, ilginç bir Avrupa tecrübesi yaşadık. Hollanda Dışişleri Bakanlığı ile DPI'nin, yani Demokratik Gelişim Enstitüsü'nün birlikte düzenlediği bir eğitim seminerindeydik. Kaldığımız otel ince uzun, baraka tarzı bir yapıydı. Müşterilerinin çoğunluğu 80 yaşın üzerindeydi. Hollanda tipik bir Avrupa ülkesi. Çok yüksek sayıda göçmen nüfusa sahip. Avrupa'ya yabancı değilim. 1990-1992 yılları arasında ailece Hamburg'daydık. Gazetecilik hayatım boyunca Hollanda dahil birçok Avrupa ülkesinde sayılamayacak kadar çok bulundum. Her düzeyde Avrupalı tanırım. Hafta sonunu geçirdiğim Hollanda'yı bu kez değişik bir gözle yeniden anlamaya çalıştım. Zaten katıldığım seminerin ana konusu, "karşındakini anlamak" üzerine kurulmuştu. "Kritik konuşma" adı verilen bu anlama pratiği, bilimsel bir çalışma haline dönüşmüş: "Biz hepimizin içinde iyilik olduğuna inanıyoruz. Öğrendiğiniz becerilerin, içinizdeki bu iyiliği açığa çıkarmanıza ve onu ifade etmenize yardımcı olacağını umuyoruz." Hafta sonu bizim Milli Takım hayal kırıklığı yarattı ve elendi. Aynı günün akşamı Hollanda'nın İsveç'le maçı vardı. Hollanda 5-1 kazandı. Otel orman içinde olduğu için çevreye sessizlik hakimdi. Yine de maçtan sonra insanların sokağa dökülmesini bekledim. Boşuna beklemişim. Kimseler çıkmadı. Gece Utrecht'e gittik. Şehrin meydanı eğlenen gençlerle doluydu. Hollanda'nın maçı kazanmış olmasına sevindikleri anlaşılıyordu. Bazı gençlerin üzerinde Hollanda'nın turuncu formaları dikkat çekiyordu. Gündüz seminerde dinlediğimiz, bakanlıktan Erik'e, "Hani bayrak" diye sormuştum. O da "Biraz aşağıya inelim, şehrin meydanında bayrakları göreceksin" cevabını vermişti. Şehrin meydanı kalabalıktı. Ancak bir tane gencin elinde bile bayrak görmedik. Kazandıkları başarıyı abartmıyor, işi bayrak sallamaya vardırmıyorlardı. Forma giyiyor ama bayrak sallamak istemiyorlardı. Şu açık: Bazı toplumlarda milliyetçilik kendini ancak yüksek sesle ifade edebiliyor. Bazı toplumlarda ise aidiyet daha alçak sesle, daha kendinden emin biçimde yaşanıyor. Formalı gençlerden bir grubu çevirdim. "Hani bayrağınız Neden bayrak sallamıyorsunuz" diye sorduğumda yüzüme garip garip baktılar. İçlerinden biri sonunda gülerek, "Birazdan gidip alacağız" cevabını verdi. Bayrak satan dükkân da yoktu, sokak satıcısı da. Bu gördüklerimden yola çıkarak Hollandalılara ilişkin bir değerlendirme yapmak istiyorum. Hollandalılar dünyaya gülerek bakıyorlar. Hep gülümsüyorlar. Bizdeki asık suratlı çoğunluğun tam zıddı bir yerden bakıyorlar dünyaya. Hollandalılar sakin insanlar. Mutlaka öfkelendikleri anlar oluyor. Ama çoğunlukla gürültüyü sevmiyorlar. Hollanda'nın yaşlısı da genci de sevinci ve sessizliği belli bir sınır ve denge içinde yaşıyor. "Batı çöküyor", "Avrupa çürüdü" tezlerinin savunucuları; gerçek Batı kültürünü ve özgürlükçü kültürü düşman gördükleri için, Batı'yı doğruları ve yanlışlarıyla anlamak yerine çoğu zaman onu karikatürleştiriyorlar. Oysa Batı'yı doğruları ve yanlışlarıyla yeniden anlamanın zamanı çoktan geldi.