Devlet Bahçeli'nin, Kürt sorununun çözümüne ilişkin yaklaşımları ister istemez "Ne oldu da böyle oldu" sorusunu gündeme getiriyor.
Tecrübeyle biliyoruz ki bu tür sorunların çözümünde en katı isimler, partiler, beklenmedik çıkışlar yapabiliyor. Çözümün aktörlerine dönüşebiliyor. Kendi tecrübelerime dayanarak iki örnek vermek isterim.
Bizler bir grup insan çatışma çözümlerini anlamak ve aktarmak amacıyla 10 yılı aşkın bir süredir çalışmalar yapıyoruz. Londra merkezli Demokratik Gelişim Enstitüsü (DPI) olarak Kolombiya'dan Endonezya'ya, İrlanda'ya uzanan yolculuklar, araştırmalar yaptık. Uzmanları dinledik. Öğrendiklerimizi değişik uluslararası toplantılarda paylaşıyoruz.
strong class"read-more-detail"Haberin DevamıÇatışma çözümlerinin aktörleri, yani çözümde rol oynayan taraflar, çözüm yolunda kendileri de değişime uğruyor, uğrayabiliyor. En çözüm karşıtı görünen, en radikal milliyetçi olarak bilinenler, insan hakları savunucusuna dönüşebiliyor.
İki örnek vermek istiyorum. Birisi Güney Afrika'daki Apartheid rejiminin baş temsilcilerinden, eski Adalet Bakanı Roelf Meyer. Diğeri İrlanda eski Başbakanı Bertie Ahern.
Roelf Meyer, geçmişte Güney Afrika'daki Milliyetçi Parti'nin önde gelen isimlerinden birisi. Gençliğinde de milliyetçi eylemleri yöneten aktif bir militan. İktidardaki rejimi temsilen, daha doğrusu dönemin devlet başkanının özel temsilcisi olarak barış müzakerelerine katılıyor. Onun böyle bir işin başına geçmesi, çevrede epeyce tereddüt yaratıyor. Görüşmeler gizli yapılıyor. Bu arada toplumun tepkisine yol açabilecek bazı radikal kararlar da alınıyor. Örneğin Mandela'nın 27 yıl hapis tutulduğu Rodben Adası'ndan müzakereleri yürütmek üzere şehre getirilmesi tamamen gizli gerçekleşiyor. "Eğer bir anlaşılsaydı her şey mahvolabilirdi" diye anlatıyor Roelf. Roelf'ın görüşmelerdeki muhatabı da daha sonra devlet başkanı seçilen sendikacı Ramphosa.
Roelf'la, İstanbul'da, Güney Afrika'da birkaç buluşmada birlikte olduk. Çatışmaların çözülmesinin ancak kalıpların dışında düşünerek mümkün olduğuna vurgu yapan Roelf, deneyimlerini şöyle anlatıyor: "Başladığımızda birbirimizi tanımıyorduk, tanımamak bir yana düşmandık. Görüşme masasında düşmanlığı anımsatacak bir hava yoktu. Değişik kesintiler oldu. Umutsuzluğa düştüğümüz anlar oldu. Ama bunları sabırla aşmasını bildik. Zaman içinde karşılıklı güven oluştu. Bu müzakerelerin ardından kurulan Güney Afrika demokratik rejimi sağlam temellere oturdu."

110