12 Mart 1971'de Türkiye'de bir askeri darbe gerçekleşti. Bizim kuşağın muhatap olduğu, bugünkü kuşakların ise ancak tarih kitaplarından öğrenme şansı olan gelişmeler yaşandı. "Askeri darbe" demek hukukun yok sayılması demektir. Bu dönemde Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Arslan alel acele bütün hukuki gerekçeler ayaklar altına alınarak idam edildi. Askeri darbeler, hukukun siyasileştiği, kişi hak ve özgürlüklerinin dikkate alınmadığı bir rejim anlamına gelir. 12 Mart darbesi de bütün bu hak ihlallerinin yaşandığı bir yönetim biçimi kurmayı amaçlıyordu. İktidarda kalıcılaşabilmek amacıyla Anayasayı değiştirdiler. Siyasetin itibarını sarsmaya yönelik bir propaganda mekanizması oluşturdular. En büyük silahları yargıydı. 12 Mart askeri darbesinde ben de tutuklananlar arasındaydım.
Haberin DevamıTİP, Dev-Genç davalarından yargılandım. Birçok muhalifin, sosyalistin uğradığı haksızlığı ben de yaşadım. Gördüm ki siyaset yerini baskıya, zorbalığa terk etti mi, önce hukuk ölüyor. Hukuk öldüğü an, itiraz etmek zorlaşıyor, hak arama kapıları kapanıyor. 12 Mart'ta darbeciler iş başına gelir gelmez mahkemeler kurdular. TİP Davası'ndan, Behice Boran, Sadun Aren, Turgut Kazan gibi isimler yargılandılar. Ben de o davadan onlarla yargılanıyordum. Askeri mahkemenin yargıçlarından biri, hukukçu değil askerdi. Hukukçu olan yargıçlar da emir komuta zinciri içinde askeri hiyerarşiye bağlıydı. Behice Boran'ın Genel Başkanı olduğu Türkiye İşçi Partisi (TİP) hakkında askeri darbenin ardından bir ceza davası açılmış, ayrıca partinin kapatılması istenmişti. O zaman Türk Ceza Kanunu'nda 141 ve 142. maddeler vardı.
TİP yöneticileri, TİP Kurultayı'nda yapılan konuşmalardan, daha da özel olarak Kurultay Bildirisi'nde yer alan "Kürtlerin Kendi Kaderlerini Tayin Hakkını savunması"ndan suçlanıyorlardı. TİP'in 4.Kongresi'ne ben de İçel delegesi olarak katılmıştım. Kurultay'da muhalif delege sayısı çok azdı. Tarık Ziya Ekinci, Adil Kurtel, Yusuf Ziya Bahadınlı, TİP listesinden Meclis'e girmiş bazı Kürt milletvekilleriydi. TİP yöneticileri 141/1. Maddeden 8'er yıla mahkum edildi. Beni de aynı maddeden mahkum ettiler. Dosya, Askeri Yargıtay'a gitti. Ben "Nasıl olsa benimki bozulur" diye bekliyordum. Askeri Yargıtay Başsavcısı da beraat etmemi istedi. Yargıtay kararı açıklandı. Karar toptan onaylandı. Ben de 8 yıl hüküm giydim. Karardan birkaç gün sonra TİP Davası'nın duruşma hakimi olan askeri yargıçla askeri mahkemelerin koridorlarında karşılaştık. Durdu, "Şaşırdım Oral, senin kararı nasıl onayladılar Ben en azından senin karar bozulur Yargıtay'dan döner diye bekliyordum." Ne diyeceğimi bilemedim. Kararı asıl oluşturan duruşma hakimi, "Yargıtay'dan döner" diye 8 sene cezayı verebilmişti. Sonra da vah vah etmişti.

3