Batı basınından Ankara Zirvesi değerlendirmeleri

NATO Zirvesi'nin Ankara'da yapılması ne anlama geliyor Batının etkili gazetelerinden İspanyol La Vanguardia gazetesi başta olmak üzere Avrupa basını, Türkiye'nin protokol gibi işleri üstlenmesine ve ayrıca Trump'la diğer ülkelere göre daha rahat ilişki kurabilmesine vurgu yapıyor: Türkiye'nin bir yönüyle NATO sisteminde kendine yeni bir yer edindiği izlenimini ediniyoruz. Tabii Türkiye bu kez Batı ittifakının iç krizine ev sahipliği yapıyor. Normalde Ankara'nın NATO'yla ilişkisi konuşulurken akla Türkiye'nin Rusya'yla dengesi, S-400, İsveç'in üyeliği veya Erdoğan'ın pazarlık siyaseti gelirdi. Bu zirvedeyse sahnenin merkezinde bir "Türkiye krizi" değil, NATO'nun kendi krizi var. Unutulan bir nokta, Türkiye'nin güçlü bir "Antiamerikan geleneğe" sahip olması. Türkiye'deki hemen hemen tüm akımlarda bir Antiamerikancı damar vardır. Ama NATO kendi iç krizine odaklı olduğu için, bizdeki bu eğilim ve gelenek batının gündeminde değil. Normalde NATO zirveleri uzun bildiriler, ağır diplomatik cümleler ve birlik fotoğraflarıyla akla gelir. Bu kezse asıl amaç başka gibi: "Trump'ın masayı devirmeden, ittifakı bir kez daha aşağılamadan ve mümkünse erken ayrılmadan zirveyi tamamlaması." Bir yanda "daha güçlü Avrupa, daha güçlü NATO" cümleleri var. Ama cümlelerin arkasında açık bir itiraf duruyor: Amerika artık eski Amerika değil. Avrupa ve Kanada, Washington'a sadakatlerini; uzun bildirilerle değil, milyarlarca Euro'luk silah sözleşmeleriyle, savunma bütçeleriyle, Trump'ın duymak istediği kelimelerle gösteriyor.

Haberin Devamı

Zirvenin savunma sanayii boyutu, NATO'nun yeni ruhunu özetliyor. Batı'nın Türkiye'ye bakışı, "zor müttefik", "problemli ortak" gibi kalıplarla ilerlemiştir. Bu zirvedeyse Türkiye, "Batı'nın kendi iç krizini sahnelediği yer". Bu Türkiye adına bir ilerleme mi Belki. Batı basını, Türkiye'ye dair hâlâ yer yer mesafeli bir dilde. Ama Türkiye'nin "sahne"sine, güvenlik aygıtına, ağırlama kapasitesine ihtiyaç duyuyorlar. Ankara zirvesi, bir "birlik gösterisi" olmaktan çok, Batı ittifakının yeni gerçeğini ilan ediyor: Avrupa daha fazla para ödeyecek, Amerika daha az garanti verecek. Türkiye de gerilimin tam ortasında, hem kısmen "dışarıdan bakılan" hem sahnesine ihtiyaç duyulan ülke. Programın kısaltılması, bildirinin sadeleştirilmesi, yemek düzeninin Trump'la gerilim yaratmayacak şekilde ayarlanması, Meloni'nin soğukluğu, Rutte'nin övgü dozu, aynı korkuya bağlanıyor: Amerikan Başkanı'nın ittifak sahnesini kişisel hesaplaşma alanına çevirmesi. Sorun, Amerikan karar alma tarzının öngörülemezleşmesi. Avrupa basınında Ankara bir özne olmaktan çok sahne gibi anlatılıyor. NATO kendi iç bunalımını Türkiye'de yaşarken Türkiye dekor, protokol ve güvenlik kapasitesiyle öne çıkıyor. Bu, Batı'nın Türkiye'ye bakışındaki ikircikliği gösteriyor: Türkiye vazgeçilmez olabilir, fakat merkeze tam olarak alınmaz. İhtiyaç duyulur, fakat "hikâyenin sahibi" yapılmaz. İspanyol La Vanguardia'dan, Ankara Zirvesi'ne dair bir yazının altındaki bir okur yorumu: "Avrupalıların yapması gereken ilk şey, Meloni'nin arkasında kenetlenmek ve bu eğitimsiz haydut Trump'ın İtalyan Başbakanı'nı veya Avrupa'daki herhangi birini gücendirmesine izin vermemektir." Bu da El Pais'ten: "Bu bir zirve değil, bir tarafın fiyatı belirlediği ve diğerlerinin imzaladığı bir sahnelenmiş etkinlik. Avrupa kendi hakkını savunmuyor."