100 yıllık Kürt gerçeği...

Önceki iki yazımda Kürtleri Türkleştirme siyasetinin yüz yıl ötesine giden tarihsel köklerine göndermelerde bulunmuştum. Bu konudaki temel belgelerden en önemlisi, Cumhuriyet'in öncü kadrolarından Abdülhalik Renda'nın dönemin başbakanı İsmet İnönü'nün talimatıyla hazırladığı "Kürt raporu"dur.

Eylül 1925 tarihli, yani tam yüzyıl önceye ait bu rapor, günümüze kadar uygulanmak istenmiş, birçok hükümet tarafından temel ilke olarak kabul görmüştür. Tam yüzyıl boyunca "Türkleştirme" adını verdiğimiz siyasetler bu topraklara egemen oldu.

Haberin Devamı

Bu rapor şunu söylüyor: "Arazisinde iki milletin aynı kudret ve salahiyetle (yetki) hakim bulunması imkanını katiyen görmüyorum." Bunu şöyle de özetleyebiliriz: Bu topraklar, yalnız Türklere yeter, başkasına yer yoktur.

Bu yaklaşım doğrultusunda, "Kürtlerin hızla tek bir millete, Türk milletine dönüştürülmesi gerekiyor"du.

Adalet bakanlarından Mahmut Esat Bozkurt bu tercihin nedenini, açık sözlülükle dile getirmiştir: "Dost da düşman da bilsin ki bu memleketin efendisi Türk'tür. Öz Türk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır; o da hizmetçi olmaktır, köle olmaktır."

"Türk haklarından istifade edebilmek için Türklüğü benimsemek, Türk harsını kabul etmek, Türklüğü duymak, Türk menfaatlerini kendi menfaati yapmak, ona hürmet etmek, Türk'üm demek, Türklüğü harsile, hissile kabul etmek lâzımdır. Bunları samimiyetle benimseyenleri, yapanları, Türk sayarız. Kim olursa olsun."

"Vatandaş Türkçe konuş" kampanyaları düzenlendi, sokaklarda anadilini konuşan insanlar değişik baskılarla yüz yüze geldi. "Öztürkçecilik" iddiasıyla, anlamı olmayan kelimeler uyduruldu.