Kıymetli Dostlar iktisat bilimi esasen toplumların hayat kalitesini optimize etmeye odaklanmalıdır: Bireylerin barınma, eğitim, sağlık ve iş güvencesine erişimi öncelikli olmalı. Finans ise, bu hedefe ulaşmak için serveti yönetme aracıdır. Ancak Türkiye'de ekonomi yönetimi son dönemde ters yönde odaklanarak, kamu maliyesini finansal kaygılara kurban etmektedir.
Faiz ödemeleri bütçeyle yarışıyor
Hazine, 2025'in ilk 6 ayında yalnızca 1,1 trilyon TL faiz ödemiştir. Bu miktar, kamu kaynaklarının üretime, eğitime ve sağlığa ayrılması yerine, borcun finansmanına harcandığını gösteriyor. Bu yüksek faizli borç yönetimi, geniş toplumsal kesimleri çarpık bir ekonomik kadronun yükünü altında bırakıyor.
Haziran'da dış ticaret açığı tarihi boyutlarda
Yeni yayınlanan 2025 Haziran dış ticaret verilerine göre ülkemizin ihracatı yıllık yüzde 7,9 artarak 20,51 milyar USD, ithalatı yüzde 15,2 artarak 28,68 milyar USD düzeyine ulaşmıştır. Bu sonuç, aylık dış ticaret açığını 8,17 milyar USD ye çıkararak, bir önceki Haziran ayına göre %38,8 oranında büyütmüştür.
Ayrıca enerji ürünleri ve parasal altın hariç tutulduğunda bile Haziran ayındaki dış ticaret açığı 3,59 milyar USD düzeyindedir.
Ocak–Haziran 2025 döneminde:
• İhracat %4,1 artarak 131,4 milyar USD,
• İthalat %7,2 artarak 180,8 milyar USD olmuş;
• Bu da toplam 49,4 milyar USD dış ticaret açığı, yani %16,3 artış anlamına gelmektedir.
İhracatın ithalatı karşılama oranı Haziran'da %71,5'e düşmüş, Ocak–Haziran dönemindeki oran ise %72,7'ye gerilemiştir.
İhracat Artıyor Ama İthalata Bağımlılık Azalmıyor
Haziran'da imalat sanayi ihracatının payı %94,8'dir. Ancak bu artış yüksek teknoloji ürünlerinde yalnızca %3 paya sahiptir. İthalatın ise %83,5'i imalat sanayi ürünlerinden oluşmuş, yüksek teknoloji ürünleri ithalatı ise %10 oranındadır.
Bu demektir ki, Türkiye dış ticaret kaynaklı dengesizliklerle mücadele ederken, yerli yüksek katma değerli üretim kapasitesine yeterince geçememektedir.
Şimşek Modeli: Finans Müdahale mi, Eğitim ve Sağlığa Darbe mi
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in ekonomi yönetimi, sıcak para çekici faiz politikaları ile kısa vadeli sermaye girişine odaklanırken, bu yaklaşım halkın kaynaklarını verimsiz biçimde tüketmektedir. Yüksek faiz, kamu borçlanmasını daha maliyetli hale getirmiş, iç talebi baskılayarak reel sektörde daralmayı tetiklemiştir.
Dolayısıyla devlet, borçlanma faizlerini finanse ederken eğitimden, sağlıktan, altyapıdan tasarruf yapmakta; vatandaş ise daha yüksek yaşam maliyeti, sosyal desteklerde kısıtlama ve gelir adaletsizliğiyle yüzleşmektedir.

3