İskoçya'dan gelen bu kalbe dokunan güzel haberi Dr. Gökmen Güzel gönderdi.
İskoçya, yeni yapılan evlere kuşların yuvalanabil-mesi için özel "kuş tuğlaları" koymayı zorunlu hale getirmiş.
Bu haber aslında bana yeni bir fikri değil, unuttuğumuz eski bir değeri de hatırlatıyor.
Bir zamanlar biz de böyleydik.
Osmanlı'dan kalan camilere, çeşmelere dikkatle bakın. Duvarlarında kuşlar için yapılmış minik bölmeler, küçük balkonlar, zarif yuvalar görürsünüz.
İnsanların kendi yaşam koşullarının bile zor olduğu dönemlerde, başka canlıların barınması için taşlara sevgi işlenmişti.
Çünkü o zamanlar insan, dünyayı sadece kendisinin sanmıyordu.
Bugün ise şehirler büyüdü, binalar yükseldi, cam ve beton hayatımızın merkezine yerleşti. Ama kuşların konacak dalları, yuva yapacak oyukları ve nefes alacak alanları giderek azaldı.
Modernleşirken doğayla bağımızı da yavaş yavaş kopardık.
Haberin Devamıİskoçya şimdi kuşlara yeniden yer açmaya çalışıyor.
Aslında yaptıkları şey çok basit: Bu dünyada yalnız yaşamadığımızı kabul etmek.
Yollar yapmak, gökdelenler dikmek, daha büyük şehirler kurmak elbette önemli.
Ama bir serçeyi, bir köpeği, bir kırlangıcı, bir kediyi, bir ebabili de düşünmek... İşte insanı gerçekten medeni yapan ayrıntı budur. Atalarımız bunu yüzyıllar önce biliyordu.
Kuş evleri sadece mimari bir detay değildi; merhametin taşa işlenmiş haliydi.
Bir toplumun büyüklüğü, yalnızca insanlar için kurduğu dünyayla değil, sesi çıkmayan canlılara ne kadar yer bıraktığıyla da ölçülür. Ve bazen küçücük bir kuş yuvası, insanlığa dair koca bir hikâye anlatır.
Sinemaya gitmek, evde filmizlemekten farklı bir deneyim
"Disclosure Day" adlı yeni filmi ile yeniden gündemde olan Steven Spielberg bir podcast röportajında kelimesi kelimesine katıldığım şu konuşmayı yaptı:
'Sinemaya gitmek, evde film izlemekten farklı bir deneyim. Evde izlerken istediğin odada, tek başına izlersin; ama sinema salonunda farklı hayatlardan, farklı karakterlerden bir sürü insan bir araya geliyor. O film, o an, o insanları birleştiriyor. Sonra fuayede, film hakkında konuştuğunda, aslında bir topluluk oluyorsun. Bu kadar ayrışmanın olduğu bir dünyada böyle bir topluluk deneyimi çok kıymetli. Bu yüzden stüdyoların görevi, sinemalarda uzun süre kalabilecek, insanları o sinema deneyimini yaşamaya davet edecek filmler üretmektir.'

24