Kaplanın alanında bir trajedi

İngiltere'de yaşanan korkunç olayın görüntülerini izlemeye yüreğim dayanmadı.

Gencecik bir insan, çılgın bir deneyim uğruna hayatını kaybetti.

Bir kaplan ise yalnızca kaplan olduğu için bütün dünyanın gündemine oturdu.

İngiltere'nin Doncaster kenti yakınlarındaki Yorkshire Wildlife Park'ta bir genç, kaplanların bulunduğu koruma alanına girdi. Sonrası tam bir trajedi.

Kaplan saldırdı, sağlık ekipleri yetişti ama genç adam kurtarılamadı.

Herkes şunu soruyor; bir insan kaplanın yaşadığı alana neden girer

Ne düşündü, ne yapmak istedi

Henüz bilmiyoruz.

Olayın ayrıntıları araştırılıyor.

Ama asıl sorulması gereken soru bence bu değil!

Asıl soru şu: Kaplanın şehirde ne işi var

Tabii ki oraya kendi isteğiyle gelmiş değil.

İnsanlar onu doğal yaşam alanından koparmış, dört duvarın, demir parmaklıkların, yüksek çitlerin arkasına koymuş.

Haberin Devamı

Sonra da adına hayvanat bahçesi demiş.

Bir kaplan düşünün.

Doğasında kilometrelerce dolaşan, avlanan, kendi bölgesini belirleyen, özgürce yaşayan muhteşem bir canlı.

Şimdi aynı kaplanı birkaç yüz metrekarelik bir alana kapatıyoruz.

Önüne yemek koyuyoruz, arada oyuncak veriyoruz, bir de ziyaretçiler sıkılmasın diye ortalıkta dolaşmasını bekliyoruz.

Sonra bir gün içgüdüleriyle hareket ediyor.

Şaşırmayalım.

Şaşırmamız gereken kaplanın davranışı değil, bizim bu düzeni hâlâ normal kabul etmemiz.

Bizlerin bir kaplanı yakından görmesi, bir kaplanın özgürlüğünden daha değerli olamaz.

Hayvanat bahçelerinin koruma ve eğitim işlevinden söz edenler olacaktır.

Nesli tehlike altındaki türlerin korunması elbette önemli.

Ancak gerçek koruma ile hayvanları insanların seyir zevki için kapalı alanlarda tutmak aynı şey değil.

Koruma adı altında her esareti meşrulaştıramayız.

Bir kaplanın şehirde, betonların arasında, insanların meraklı bakışları altında geçireceği bir ömrü düşünün.

Belki hiç orman görmeyecek.

Belki hiç avlanmayacak.

Belki de hayatı boyunca aynı yolu gidip gelecek.

Ve biz buna yaşam diyeceğiz.