Geçenlerde sosyal medyada bir görsel gördüm ve düşünce zincirim oluşmaya başladı.
Bakın nereden nerelere gittim...
Görseli şöyle anlatayım, gözünüzde canlandırın:
Bir tarafta akrep, çekirge ve hamamböceği...
Karşılarında yüzünü buruşturmuş bir insan: "Asla!"
Hemen altında ise ıstakoz, karides ve yengeç var.
Aynı insan bu kez şef şapkasını takmış, elinde çatal, yüzünde kocaman bir gülümseme.
Görselin esprisi basit:
Karadaki eklembacaklılardan tiksiniyoruz, denizdekileri tabağımıza koyunca iştahımız açılıyor.
Ama biraz düşününce komik olduğu kadar tuhaf da.
Karidesi görünce "nefis", böceği görünce "iğrenç" dememiz gerçekten doğanın bize öğrettiği bir şey mi
Yoksa çocukluğumuzdan itibaren bize öğretilen kültürel kodların sonucu mu
Bir canlıya "haşere", diğerine "deniz mahsulü" diyoruz.
Üstelik tabağa geldiğinde işin dili de değişiyor. "Hayvan" demiyoruz artık. Menüde "jumbo karides", "tereyağında ıstakoz", "yengeç eti" oluyor.
Haberin DevamıSunum güzelleşiyor, tabak şıklaşıyor ve birkaç dakika önce düşünmek istemeyeceğimiz bir canlı, bir anda gastronomik deneyime dönüşüyor.
Aslında mesele yalnızca deniz ürünleri değil.
İnsan, hayvanlarla ilişkisini büyük ölçüde kategoriler üzerinden kuruyor.
Bazısını ailemizin bir üyesi kabul ediyoruz.
Bazısını uzaktan seviyoruz.
Bazısından korkuyoruz.
Bazısını ise yemek olarak görüyoruz.
Ve bu kategorilerin ne kadar değişken olduğunu dünyaya baktığımızda daha iyi anlıyoruz.
Bir toplumun asla ağzına sürmeyeceği bir canlı, başka bir coğrafyada geleneksel yemek olabiliyor.
Demek ki "yenir" ile "yenmez" arasındaki çizgi sandığımız kadar doğal ve değişmez değil.
Ben de diyorum ki, her şeyi bir kenara koyup keşke sevgi merkezinden baksak.
Yüzde 92 'hayır' dedi
Faydalı bir araştırma. Keşke sonuçları da kendisi kadar olabilse.
ABD'de 18 yaş üstü 2001 kişiyle yapılan ankette insanların yüzde 92'si aynı şeyi, yunusların yerinin okyanus olduğunu söylemiş.
Müthiş!
Ve aslında üzerinde uzun uzun düşünmeye gerek olmayan bir cümle.

7