'Saç tıraşını beğenmedim giremezsin, özel müşteri değilsin porselende içemezsin'

Kurban Bayramı'nın ilk gününde ilginç olaylar yaşandı. Adana'da bir AVM'de bazı gençlerin saç tıraşları gerekçe gösterilerek içeri alınmadığı iddiası gündeme düştü. Bir başka görüntü ise Çeşme'den geldi: Bir beach işletmesinde müşterilerin 'mülakat' benzeri bir süzgeçten geçirildiği, bazılarına Türk kahvesinin porselen fincanda, bazılarına ise karton bardakta servis edildiği anlatıldı. Tepki gösterenlere verilen cevap ise daha da çarpıcıydı: "Onlar özel müşteri."

Bu iki olay birbirinden bağımsız görünse de aslında aynı zihniyetin farklı dekorlarla sahnelenmiş hâlidir. Birinde saç modeli üzerinden insan ayıklanıyor, diğerinde fincan üzerinden sınıf çiziliyor. Kapılar aynı kapı; sadece tokmak değişiyor.
Bugün bazı işletmeler kendilerini ticarethane değil, adeta sosyal eleme merkezi gibi görüyor. Kimin 'yeterince cool', kimin 'yeterince elit', kimin 'istenen profil' olduğuna karar verme cüreti gösteriyorlar. Oysa müşteriyi seçen işletme kültürü; kalite değil, kibir üretir. Hizmet sektörünün görevi insanları aşağıdan yukarı süzmek değil, insanca ağırlamaktır.

Daha acı olan şu, bu tavırlar artık münferit hadise olmaktan çıkıp bir statü gösterisine dönüşüyor. İnsanlar iyi müzik, iyi kahve ya da deniz için değil; başkalarının dışlandığı yerlere girebilmiş olmanın egosu için bazı mekânları tercih ediyor. Mekânın fiyatı yükseldikçe nezaketin düşmesi de biraz bundan.
Bir kahveyi porselende vermek incelik olabilir; karton bardakla insanın değerini ölçmeye çalışmak ise görgüsüzlüktür. Çünkü gerçek asalet servis takımında değil, davranıştadır. Saç tıraşı üzerinden gençleri uygun ya da uygunsuz diye ayırmak da başka bir zihinsel çürümenin işaretidir. Gençlerin karakterine değil saçına bakan anlayış, yarın düşüncesine de karışır, yaşam tarzına da. Toplumlar önce kıyafetle, sonra görünüşle, en sonunda fikirle insan elemeye başlar.

Türkiye'nin en büyük problemi insanların birbirine insan gibi davranmayı unutmasıdır. Çünkü bir ülkede bazıları porselen fincanda 'özel müşteri" muamelesi görürken, bazıları karton bardakla aşağılanıyorsa mesele kahve değildir. Mesele, insanlık standardının düşmesidir. Ve unutulmamalıdır; bir toplumun medeniyet seviyesi, VIP masaların şıklığıyla değil; kapıdan giren sıradan insana gösterdiği saygıyla ölçülür.

DUBAİ'DE TÜRK SOFRASI
Bazen bir ülkeyi anlatmanın en güzel yolu; uzun sunumlar ya da kalın kitaplar değildir. Bir tabak mantı, bir kaşık ayran aşı çorbası ya da özenle sarılmış bir yaprak sarma da aynı görevi başarıyla üstlenebilir. Türk Mutfağı Haftası kapsamında Dubai'de düzenlenen özel etkinlikte tam da bunu gördük. Türkiye'nin köklü mutfak kültürü, farklı milletlerden konuklarla aynı sofrada buluştu. Başkonsolos Onur Saylan'ın da vurguladığı gibi Türk mutfağı, binlerce yıllık geleneklerin ve insan hikâyelerinin şekillendirdiği yaşayan bir kültürel miras. Dubai'de düzenlenen bu anlamlı organizasyon da Türk lezzetlerinin sınırları aşan gücünü bir kez daha ortaya koydu. Türk mutfağı bugün dünyanın en zengin mutfaklarından biri olarak kabul ediliyor. Dünyanın farklı noktalarında Türk mutfağına gösterilen ilginin her geçen gün artması da tesadüf değil. Çünkü Türk mutfağı, insanları aynı masa etrafında buluşturmayı başaran evrensel bir dil konuşuyor. Dubai'de kurulan o sofrada da aslında yalnızca yemekler servis edilmedi; Türkiye'nin kültürü, misafirperverliği ve geçmişten bugüne uzanan zengin hikâyesi paylaşıldı.