E-Ticaret altyapısı sağlayan şirketlerimizden birinin sahibi, benim de çok sevdiğim bir kardeşim paylaşmış kendisine gelen e-Posta'yı.
"23 yaşındayım senin bugün videonu izledim aksesuarla başlamışsın. Sektörde gelecek görmeyip başka alanda ilk şirketini kurmuşsun. Benim ikinci bir kurşunum olmayabilir bu konuda. Gelecek gördüğün niş bir alan varsa bir milyon liraya kadar savaşabilirim, kan, ter akıtırım, ufak bir fikre ihtiyacım var sadece. Çevremde ticaretle uğraşan kimse yok, fikir alışverişi yapamıyorum. Arkadaşım olarak sadece Google var. Tavsiyelerine ihtiyacım var sonra ben de sizin yazılımı satın alacağım inşallah."Genç patron arkadaşım da şöyle yazmış cevaben. "Kardeşim merhaba, acele etme, stres yapma, bir yerlerde çalış önce, yazık olur parana sonra."Sonda söyleyeceğimi en baştan söyleyeyim. Genç kardeşimiz bu cevaba oldukça sinirlenecek. Çünkü akıl almak için gelmiş gibi görünse de aslında akıl almaya gelmemiş. O parayı hiç etmesi için akıl hocası olarak gördüğü bu abisinden "Hadi aslanım yaparsın sen aynen devam şu hiç bilmediğin sektöre gir ve tüm paranı oraya göm" demesini bekliyor.Bir de şöyle düşünüyor, "Bu adam bana hemen yazılım satmaya çalışacak, hazır müşteriye kim hayır der". Ama aklı başında, olgun hiçbir iş insanı bu durumdaki bir gence motivasyon vermez, yazılım da satmaz.Bu çok enteresan diyaloğu köşeme taşımak istedim. Çünkü günümüz dünyasının birçok problemi tek bir diyalogda buluşmuş.Akıl almak değil, kendi fikrini destekletmek için yapılan bir bilene danışmalar. Bu hikâyede öyle olmamış olsa da kendisine danışan kişinin duymak istediği şeyi söyleyerek para kazanan danışmanlar. Sonra da ülkenin millî servetinin çöp olduğu batan girişimci hikâyeleri.Her şeyden önce şunu söylemek lazım. Girişimcilik son kurşunla yapılacak bir iş değil. Son kurşununuzla iş kurmak her şeyden önce size öz güven yerine büyük bir stres oluşturur. Yapabileceğiniz hâlde yapamaz hâle gelirsiniz. Ha şu da var, bazı insanlar da böyle ağır stresin altına girdiğinde başarılı olurlar, onları istisna tutuyorum.Kadınlar meselesiGeçtiğimiz haftanın bir günü ofiste aralıksız toplantılarla geçti. Eşim iki kez aramış, ulaşamamış. Akşam da eve normalde saat 17.00 civarı gelen ben, 18.00 civarı geldim.Eşim hafifçe surat asarak "Biz Asaf'la sana küstük" dedi.Aile içinde, evde olan olaylara ben eskiden beri hep evin en küçüğünün gözünden bakarım, kendi gözümden değil. Eşim bunu söyleyince oğluma baktım. Sonra onun zihninden geçenleri düşünmeye başladım. "Kim bilir babam ne büyük bir suç işledi, babam annemi üzmüş, dahası babam öyle fena bir iş yapmış olmalı ki annem ikimizin birden babama küstüğümüzü söyledi." diye düşündüğüne eminim.Hemen kendi çocukluğuma döndüm. Ben oğlumun yaşındayken bir gün eve fatura geldiğini hatırlıyorum. Annem faturaya baktı, ben de annemin yüzüne. Çocuklar hayatta anlamlandıramadıkları şeyi anlamak için annelerinin yüzlerine ve tepkilerine bakarlar. Annemi gergin görünce "Anne fatura mı çok gelmiş" diye sordum. "Evet" cevabını alınca "Babam ödeyemezse hapse mi atarlar" diye sormuşum. Annem de belki biraz daha ihtiyatlı, tasarruflu olayım diye evet deyivermiş. Ben günlerce için için üzüldüğümü hatırlıyorum babamı hapse atacaklar diye.
134